
Hüseyin Yaman, köyde ilk defa “mektep”te okuyan kişi olduğu için kendisine “Mektepli” denmiştir. Müdürler sülalesinden olduğu için aslında “Müdürlerin Mektepli” denmesi gerekirken, Kızık Köyü’nde müdüre “midir” dendiğinden, söylene söylene “r” sesi düşüp sülale adı “Midiller” olmuştur. Rumi 1315, miladi 1899 yılında doğmuştur. Babası Midillerin Koca Ahmet, onun babası Hacı Sofu (Koca Sofu), onun babası da Kara Ahmet‘tir — Kara Ahmet, 1840’lı-1850’li yıllarda Kızık Köyü’nün bağlı olduğu Pavli Nahiyesi’nin müdürüdür; ailenin “Müdürler, Midiller” denmesinin kökeni budur. Mektepli’nin annesi Salime, köyün en zengin kişisi, hacı ve İmam Hatip olan Koca Hacı İmam‘ın kızıdır.
Mektepli’nin dedesinin babası Kara Müdür (Kara Ahmet) ve oğlu Hacı Sofu, kültürlü ve öğrenim görmüş kişilerdi; aile eğitimin önemini bildiğinden oğulları Hüseyin’i mektebe yazdırmışlardır. Osmanlı Devleti’nde II. Mahmut döneminden beri Avrupa tarzı eğitim yapan “mektep”ler, din ağırlıklı eğitim veren medreselerin yanında açılmaya başlamıştı; 20. yüzyılın başında Bolu’da birçok mektep açılmış, ailesi zengin olduğu için Hüseyin de Bolu Merkez’de bu mekteplerden birine kaydolmuştur. İlk Mektep ve Orta Mektebi (bugünkü ilkokul ve ortaokula denk) bitirip köye dönmüştür — köyün ilk ortaokul mezunu olduğundan kendisine Mektepli denilmiştir.

Mektepli, Milli Mücadele‘ye asker olarak katılmış, cephe gerisinde askeri depolarda görev yapmıştır. Askerlik dönüşü köye gelmiş; Ayşe ve Durmuş kardeşlerin en büyüğüdür. Kendisi Molla Hüseyin Gil sülalesinden Molla Arif’in (Arif Bilgin) kızı Şakire ile evlenmiş, bu evlilikten Ahmet, Emine, Mehmet Emin, Hasan ve Fatma adlı çocukları olmuştur. Oğlu Hasan, Kızık Köyü’nde ilkokulu bitirdikten sonra ortaokul ve liseyi Bolu’da okumuş, tıp fakültesine giderek doktor olmuştur — köyümüzün yüksek öğrenim yapan ve yetiştirdiği ilk doktordur. Mezuniyetinin ardından Kıbrısçık İlçesi’nde hükümet tabibi olarak çalışmış, ardından ihtisas için Kanada’ya, oradan ABD’ye geçip orada yerleşmiş, ABD vatandaşlığına geçerek bir daha Türkiye’ye dönmemiş, 1986 yılında ABD’de vefat etmiştir; Melodi adlı bir kızı, biri Alpaslan olan iki oğlu olmuştur.
Mektepli, 1924-1928 ile 1932-1936 yılları arasında iki kez muhtarlık yapmıştır. 1934 yılında, köyde yıllarca öğretmenlik yapan Sayın Özdemir’in babası, Köy Kâtibi ve köyün ilk öğretmeni Mehmet Özdemir ile birlikte, Yayla Camisi’nin önünde Ezan Taşı’nın yanına oturarak köyde soyadlarını belirleyip herkese soyadı vermiş ve kayda geçirmişlerdir — Kayış Oğulları, Bayramoğulları, Meterelliözoğulları, Kayrancıoğulları, Tepetaşoğulları gibi bazı soyadları olduğu gibi kalmış (Karaimamoğulları, Karataş olmuştur), büyük çoğunluğun soyadı ise değişmiştir; yazarın ailesinin soyadı da “Vedutoğulları”yken Özçelik olmuştur.
Aladağ Orman İşletme Müdürü Osman Şavaşal, köylüyü toplayıp yaylaya düzensiz yerleşildiğini, evlerin ve ağılların bozulup kendi planına göre düzenli yerleşim kurulmasını, bir mera ıslahı yapılacağını, Aladağ ve Arkutça sularıyla bu meranın sulanıp kaliteli ot ve yem bitkisi yetiştirileceğini, Karakilise dahil her tarafın telle çevrileceğini duyurmuştur. Köylüler başta bir şey demese de, bu durum Mektepli’yi rahatsız etmiş — “yayla telle çevrilirse bunca koyun, manda nerede gezecek” diyerek yandaşlarını kışkırtmış, “yayla elden gidiyor, bu müdür sizi yayladan kaldıracak” söylentileri yaymıştır; köylü başkaldırınca Mera Islahı ve Planlı Yerleşim projesinden vazgeçilmiştir.
Ormanların devletleştirilmesinden sonra Mektepli, kesim ve çekim işlerini metreküp bedeliyle ormandan alıp köylülere aldığı fiyatın altında yaptırarak istihsal işlerinin müteahhitliğini yapmaya, aynı zamanda kereste tüccarlığına başlamış, aldığı her partiden binlerce lira kazanmıştır. Yanına aldığı Hüseyin Çiftçi‘ye (Gümrük) bu işleri öğretmiş, kesim-çekim müteahhitliğini ise kâhyaları Ahmet Mitralyöz ile Osman Kayış‘a bırakmıştır. Kesim yapmak isteyenler sabahları baltaları ve testereleriyle evinin önünde toplanır, Mektepli ve kâhyalarını beklerdi; tomruk çekmek isteyenler öküz arabalarıyla gelir, kâhyalar işleri dağıtırdı — her gün onlarca kişi iş alırdı, çalışanlar yalnız Kızık köylüsü değil civar yayla ve köylerden de gelirdi. Tüm Aladağ ormanlarının işi Mektepli’ye aitti.

1950’li yıllarda kendisine makam aracı olarak Mercedes motorlu, dört çeker bir Unimog marka araç almıştır. Bu araçla köyden şehre, şehirden köye gidip gelmeye başlamış; şehirde belediye binasına yakın bir ev satın almış, Feruze adlı bir kadınla ikinci evliliğini yapmış — köyde ilk, şehirde ikinci hanımı olmuş, kışları şehirde, yazları yayla ya da köyde kalmıştır. Zamanla makam aracı evin her işinde kullanılır olmuş; Arkutça suyunun yanına yaptırdığı sütlük evinde yağ, yoğurt, peynir gibi süt ürünleri üretilmiş, sağılan sütler Unimog’la sütlüğe taşınmıştır. Aynı araç tarladan sap taşımaya, arkasına takılan düvenlerle harman sürmeye de başlamış; köyün gençleri hem çalışıp hem bu aracı kullanmayı öğrenmiş — Ömer Çakmak, Adem Mini, Cafer Keçeci gibi birçok kişi şoförlüğü bu sayede öğrenmiştir; Kızık Köyü’nde çok sayıda şoför ve kamyon bulunmasının nedenlerinden biri de budur. Harman ve samanlıkları çok büyüktü — herkes harmanına 2-3 araba sap serpiştirirken Mekteplilerinki 10 arabadan aşağı olmazdı; harmanda dönen hayvan değil Unimog’du, arkasına 4-5 düven takılırdı. Yazar, çocukken dedesine “bunlar ne yapıyor, biz de yapalım” diye sorduğunda, dedesi “oğlum onlar Sofugil, onlar zengin” cevabını verirmiş. Unimog kışları kıra, koyun sürülerinin yanına gidip yeni doğan kuzuları (döl) toplayıp getirir; sıcak havalarda kaymağın yağa dönüşmemesi için Kartalkaya’nın güneş görmeyen, yıl boyu karlı doruklarından kar taşırdı — dört çeker ve yüksek şasili olduğundan 50 cm’ye kadar karda hareket edebilir, yolların kapalı olduğu kış günlerinde Kızık-Bolu arasında acil ulaşımı sağlardı.
1962 yılında köyden birçok kişi yeni kamyon almaya başlayınca Mektepli de İstanbul’a bayiye gider; kılığına kıyafetine önem vermeyen, mütevazı hâliyle “şalvarlı” diye bilinen Mektepli’yi tepeden tırnağa süzen satıcılar önce “git işine, bunlar pahalı, senin kamyonla ne işin var” demiş, bu söz Mektepli’nin ağırına gitmiştir. Cebinden banka cüzdanını çıkarıp göstermiş, bankayı telefonla aramalarını söylemiş; cüzdanı görünce özür dileyen satıcılar fiyat ve taksit seçeneklerini anlatmaya başlayınca Mektepli “bırak taksiti maksiti, ben peşin alacağım, hem de iki kamyon — Bolu Kızık Yaylası’na ev teslimi” demiş, pazarlık yapılıp iki kamyon peşin alınarak Kızık Yaylası’na getirilmiştir.
Mektepli’nin öncülüğünde 1959 yılında Kuz Mahalle Camisi yeniden yapılıp ibadete açılmıştır: eski taş cami 19. yüzyıl sonunda Ermeni ustalarca yapılmış, zamanla köye dar gelmeye başlamıştı. Köylü camiyi yeniden yapmaya karar verince Mektepli “bütün masraf bana ait, gerekeni yapın” demiş; köyün güngörmüş ustalarından Ali Tepetaş (Koca Ali), uzun ömürlü olması için beton-arme yapılmasını önermiş, ancak köylüler betonu bilmediklerinden ve masraflı bulduklarından ahşabı tercih etmiştir — Mektepli’nin maddi ve manevi desteğiyle 1959’da cami tamamlanıp ibadete açılmış, son yıllarda esaslı bir bakımdan geçirilerek sağlamlaştırılmıştır.
Mektepli, son yıllarında şeker hastalığına yakalanmış, doktorların ısrarına rağmen diyetine fazla özen göstermemiştir. 29 Mart 1970‘te aramızdan ayrılmıştır. Kızık Köyü’nde fazlasıyla iz bırakan kişilerden biridir. Mekânı cennet olsun.
Kaynak:
BOLU SEBEN KIZIK KÖYÜ (MEHMET ÖZÇELİK)
İstanbul – 2023