Yunus Güleç (Kel Yunus)

07 yunus gulec


Rumi 1324, miladi 1908 yılında Kızık Köyü’nde doğmuştur. Şaban Güleç‘in oğludur — Şaban Güleç, yazarın ninesi Şefika’nın amcasıdır. Hatipler ailesine damat girdiği için kendisine “Hatiplerin Yunus”, lakap olarak da “Hatiplerin Kel Yunus” denmiştir. Hasan Hüseyin ve Kazım adlı iki erkek kardeşi vardı — Kazım üvey annesinden, Hasan Hüseyin ise öz kardeşidir; iki kız kardeşinden biri Koca Sarhoş’la, diğeri Kaltak’la evlenmiştir. Göden Hüseyin Ağa, Yunus Güleç’in amcasıdır.


Yunus Güleç, çocukluğundan itibaren ömrünü çobanlıkla geçirmiştir. İyi bir çobandı — davarın, koyunun hastalığından, bakımından, yavrulamasından her şeyinden anlar, havaya göre sürüyü meranın neresinde otlatacağını iyi bilirdi. Yiyeceğini, suyunu, çayını, bardağını, şekerini, çaydanlığını ve kavalını, derinden yapılmış, dört köşesinden bağlı iplerle sırtında taşıdığı huriye adlı çantada taşırdı. Koyunları otlatacağı yere getirince topladığı çalı çırpıyla ateş yakar, çaydanlığını kaynatıp özenle temizlediği bardağına çayını doldurur, büyük bir keyifle içerdi — yanına gelen olursa mutlaka ikram ederdi. Hoş sohbet biriydi; günde birkaç kez çay içer, anılarını anlatır, her anısından bir ders çıkarırdı — özellikle amcası Göden Hüseyin Ağa’dan sıkça bahsederdi. Bazen huriyesinden kavalını çıkarır, büyük bir keyifle güzel türküler ve oyun havaları çalardı.


II. Dünya Savaşı yıllarında, savaşa girmeyen ama zor bir ekonomik duruma düşen Türkiye’de hükümet zenginlerden Varlık Vergisi almak durumunda kalmış, malı mülkü olanları tespit edip vergi mükellefi yapmaya çalışmıştır. Kızıklılar, kıra götürülecek koyunlarını belli bir ücret karşılığı Seben’in kıra giden kişilerine katar, onlar da Sakarya Nehri kıyılarında, Polatlı ve Eskişehir’in kar yağmayan meralarında kışı geçirip mayısta Seben Yaylaları’na getirirlerdi. Bir yıl, Seben Yaylaları’na gelen Kızık koyunlarını Kızık Yaylası’na götürmek üzere yola çıkan Yunus Güleç, tanımadığı kişilerle karşılaşmış; onlarla sohbet edip çay içmiş, kaval çalmıştır. “Bu koyunlar kimin” diye sorduklarında büyük bir keyifle “benim” demiş, kaç koyun olduğu sorulduğunda olduğundan fazlasını söylemiştir. Bir süre sonra kendisine yüklü miktarda Varlık Vergisi gelmiş, o zaman gelen adamların vergi memuru olduğunu anlamış, epey bir cereme çektikten sonra zor sıyrılmıştır — bu olayı zaman zaman anlatırdı.


Kel Yunus, koyun sürüsüyle mart ayı başında yaylaya çıkardı; çayırlar karlıyken koyunlarını evinin yanındaki sayada barındırır, havalar açılınca meraya götürürdü. İlkbahar ve sonbaharı geçirip kar yağana kadar yaylada kalır, sonraki yıllarda ise hiç köye inmeyip sürüsünü hep yaylada barındırmıştır.


Misafiri çok severdi; gelen misafire çay ve yemek ikram etmeden göndermezdi. Misafirleri kendi köylüleri, komşu köylüler, bazen yolda kalanlar, Kıbrısçık, Seben, Beypazarı ve Nallıhanlılar olurdu — evi, Bolu-Seben-Nallıhan ve Bolu-Kıbrısçık-Beypazarı yollarının Kızık Yaylası’ndan geçtiği güzergâhın hemen kenarındaydı; gece yolda kalanlar, arabası bozulanlar en yakın ev olan onunkine sığınırdı. Bir gün Kıbrısçık otobüsü arıza yapınca, Yunus Güleç yolcuları evine davet etmiş; otobüsün yanında dolaşan genç bir delikanlının Kıbrısçık Kaymakamı olduğunu öğrenince “la gel buraya, ben kaymakam falan dinlemem, gelmezsen söverim” diye bağırmış, kaymakam da diğer yolcular gibi misafiri olmuştur. Bu olaydan sonra evine tanımadığı yerlerden çay, şeker gibi hediyeler gelmiş, o da bunları misafirleriyle paylaşmıştır — “oğlum, ben para zengini değilim, itibar zenginiyim, param yok ama nereye gitsem itibarım var” derdi; Seben, Nallıhan, Kıbrısçık ve Beypazarı’nda Kızık Köylü olduğunu öğrenenler hep Yunus Güleç’i sorar, selam gönderirlerdi.


Bir oğlu, iki kızı olmuştur. Oğlu Şaban, 1971’de Almanya’ya işçi olarak gitmiş, yıllarca çalışıp emekli olmuş, kesin dönüş yapacağı sırada vefat edip cenazesi köye getirilmiştir; Şaban’ın Nihat adlı bir oğlu, Nezahat adlı bir kızı olmuş, ikisi de evlenip torun sahibi olmuştur. Kızlarından Sakine, Durmuş Ay ile; Hatice, Ömer Çakmak ile evlidir.


SHP (Sosyal Demokrat Halkçı Parti) Genel Başkanı Erdal İnönü, bir kongre için Seben İlçesi’ne giden parti heyetiyle dönüşte Yunus Güleç’in evine uğramaya karar vermiş; çaylar içilip yemekler yenmiş, tanıştırıldığında İsmet İnönü’nün oğlu olduğunu öğrenen Yunus Güleç, 1920’li yılların başında Bolu Kuvayı Milliye’ye karşı isyancılar tarafından kuşatıldığında, İsmet İnönü ve heyetinin Gıllezler Konağı’nda mahsur kaldığını, Ankara yoluna tuzak kurulduğu için tek çıkışın Kızık üzerinden Seben-Nallıhan-Beypazarı-Ayaş güzergâhı olduğunu, durumun Göden Hüseyin‘e bildirildiğini, onun da beş on gözü pek delikanlıyı gönderip heyeti Karaçayır, Sultanköy, Sebenardı, Kuzgölcük üzerinden Kızık Köyü’ne, oradan da sağ salim Ayaş’a ulaştırdığını anlatmıştır. Erdal İnönü bu hikâyeyi büyük bir ilgiyle dinlemiş, memnun olmuş; sohbetin ardından Yunus Güleç kavalını çalmış, misafirler arasındaki müzikle ilgilenenler oyun havalarını ve türküleri hatasız çaldığını söylemiş, herkes memnun ayrılmıştır.


Zurna ve klarnetin az bulunduğu dönemlerde düğünler kavalla yapılır, Yunus Güleç bu düğünlerde aranan bir kavalcıydı — çok sayıda düğünde kaval çalmış, gelinleri kaval eşliğinde ata bindirmiştir. Bayramlarda arkadaş grubuyla evinin tenha olduğu saati kollayıp bayramlaşmaya giderler, sohbetin ardından ısrarla kaval çalmasını isterlerdi; o da eline kavalı alıp güzelim oyun havalarını çalar, herkes doyumsuz bir keyifle oynardı — bir sonraki bayramı iple çekerlerdi.

07 kizik cakmakli kilimi


Hanımı Emine, üvey kardeşi Kazım ve onun hanımı Ayşe iyi birer kilim dokuyucusuydu; dokudukları kilimlerin ünü Mudurnu, Seben, Nallıhan, Kıbrısçık ve Bolu Merkez köylerine kadar yayılmıştı, hemen her gün kilim dokutmak isteyenler evlerine gelirdi. Dokunan tek tür, Kızık Çakmaklı Kilimi‘ydi — eriş ve argaçları yün ipinden, motifleri bitki kökünden elde edilen boyalarla renklendirilmiş ipliklerden örülürdü; motiflerin ortasındaki iki üçgen bolluğu ve bereketi, çevresindeki siyah çakmaklar geçici sıkıntıyı, sarı çakmaklar hasreti, yeşil çakmaklar mutluluğu, kırmızı çakmaklar sevgi ve aşkı, mavi çakmaklar umudu, beyaz çakmaklar temizliği simgelerdi — içten dışa halkalar hâlinde yayılan bu renkler, Kızık Köyü’nden Toroslardaki Yörük çadırlarına, Balkanlardaki Türkmen evlerine, Orta Asya’daki Özbek ve Türkmen obalarına, hatta Amerika’daki yerli çadırlarına kadar ulaşmıştır.


Bir akşam, Kızık Yaylası’nda su deposuna yakın bir yerde arızalanan kamyonun yanında çaresizce dolaşan bir sürücüyü fark eden Yunus Güleç, merdivenden seslenip evine davet etmiş, “oğlum üzülme, bu gece burada kalırsın, yarın çaresine bakarsın” demiştir. Benzer bir rastlantıyla, köyden yıllar önce Nallıhan’ın Sobran Köyü’ne göçüp irtibatı kesilen Ömerler ailesinin bir torunu, arabası bozulup Yunus Güleç’in evine sığındığında, gelini Seher‘in (kendisi de Ömerler soyundandır) dikkatiyle bir asırdan fazla zaman sonra iki akraba yeniden tanışmış, aileler arasında gidip gelmeler yeniden başlamıştır.


Maddi durumu oldukça iyiydi; eşe dosta, fakir fukaraya yardım etmeyi severdi — başı dara düşenler ondan borç isterdi, elinden geldiğince yardım eder, ancak borcunu ödemeyene bir daha para vermez, bunu her yerde söylerdi; bu yüzden borç alanlar ödemezlik etmeye cesaret edemezdi.


Son yıllarında iyice ağır işitir olmuştu. Kızık Köyü’nde sevilen, herkesin saygı duyduğu bir kişiydi; köyümüzde ve çevresinde derin ve silinmez izler bıraktıktan sonra 1992 yılı Temmuz ayı başlarında aramızdan ayrılmıştır. Cenazesi Kızık Yayla Mezarlığı’na defnedilmiştir. Allah rahmet eylesin, her bayramda zaman zaman hatırlanır — özlem ve saygıyla anıyoruz, mekânı cennet olsun.



Kaynak:

BOLU SEBEN KIZIK KÖYÜ (MEHMET ÖZÇELİK)

İstanbul – 2023