Arif Çavuş (Arif Yılmaz)

09 arif cavus arif yilmaz


Honaz Oğulları sülalesinden, Aşağı Mahalle’den Şakir Yılmaz‘ın oğlu Arif Yılmaz, Rumi 1326, miladi 1910 yılında Kızık Köyü’nde doğmuştur. Demirci bir ailenin çocuğudur — babasının amcasının oğlu Koca Sarhoş, (Sefer Yılmaz’ın dedesi), babası Şakir Yılmaz ve sülalesi kuşaktan kuşağa demircilik yapmıştır; köylülerin örs, çekiç, orak, kazma, kürek, balta, keser, saban demiri, sacayak, esiran gibi mutfak araç gereçlerini ve öküz arabası tekerlek demirlerini yapar ya da tamir ederlerdi. Arif, babasıyla birlikte çalışıp demirciliği ondan öğrenmiş, bunun yanında tarla ziraati ve hayvancılık da yapmıştır. Çok zeki ve iyi bir gözlemciydi; çocukluğunda eski yazıyı okuma ve yazmayı Kuz Mahalle İmamı Hafız Mehmet Efendi‘den (Hafız Mehmet Akman — İlyas Akman’ın babası Eyüp Akman’ın/Hoca’nın dedesi) öğrenmiştir.


1930 yılında askere gitmiş, askerlik görevini komşu il Adapazarı’nda yapmıştır; orada yeni harflerle okuma yazmayı öğrenmiş, askerliğini çavuş olarak tamamladığı için sivil hayatta “Arif Çavuş” diye anılmıştır — Kızık Köyü’nde askerliğini çavuş olarak yapanların adına “çavuş” kelimesi eklenmesi yerleşik bir âdettir. Adapazarı, Arif Çavuş için bambaşka bir dünya olmuştur: arazi bol ve düz, verim çok yüksek, her çeşit bitki yetişmekteydi. Kendi köyüyle kıyasladığında ne kadar az ve verimsiz araziye sahip olduklarını, köyündeki insanların eğitim seviyesinin ne kadar düşük olduğunu düşünmüştür. Terhisi yaklaşınca İngiliz kumaşından bir takım elbise diktirmiş, köyüne takım elbise ve fötr şapkayla gitmiştir. Köyün ileri gelenleri ve bazı delikanlılar bu kıyafete içten içe kızıp diş bilemiş, bir gün önüne geçip “bu köy Gavur Köyü değil, eski köye yeni âdet getiremezsin” diyerek tehdide varan sözler söylemişlerdir — Arif Çavuş hiç aldırmamış, “ben istediğim kıyafetle gezerim, hiç kimse bana engel olamaz, dünyadan haberiniz yok, yarın bir gün siz de böyle gezeceksiniz” diyerek geri adım atmamıştır; gerçekten de kimse ona bir şey yapamamıştır. Adapazarı’nda gördüğü meyveleri köyde de yetiştirmeye çalışmış, elma dikmiş ama köyün koşullarında istediği verimi alamamıştır.

09 arif cavus ev fotografi


Oğlu Bayram, ilkokulu bitirince hemen Adapazarı’ndaki Arifiye Köy Enstitüsü‘ne kaydettirmiştir; Bayram orada tarla ziraati, meyvecilik ve hayvancılık konularında güzel bilgi ve beceriler kazanmıştır. Birkaç yıl sonra Arif Çavuş, köydeki diğer çocukların da Arifiye Köy Enstitüsü’ne kaydolup okumalarına ön ayak olmuş — bu yüzden köyde kendisine büyük itirazlar ve tehditler gelmiş, o bunların hiçbirine aldırış etmemiştir; çok cesur olduğu için kendisine aynı zamanda “Deli Arif” de denmiştir. Köylüler ona diş geçiremeyeceklerini anlayınca üzerine gitmekten vazgeçmişlerdir. Kendi oğlu Bayram’dan başka, Mustafa Hitit ve Osman Mitralyöz‘ün de Arifiye Köy Enstitüsü’ne gidip orada okuyarak öğretmen olmalarını sağlamıştır; okuyup öğretmen olan bu gençler kıyafetleri ve yaşam tarzlarıyla diğer gençlere örnek olmuş, köylüler de çocuklarını okutmaya başlamıştır. Kızık Köyü’nün bugün Bolu ilinde eğitim düzeyi bakımından üst sıralarda olmasının temelinde Arif Çavuş’un katkıları son derece önemlidir — bu bir kırılma noktası olarak da değerlendirilebilir. Yazar, 2006 veya 2007 yıllarının birinde, öğrenci alım kontenjanı 120, başvuran sayısı 364 olan Bolu Fen Lisesi’ni bir yılda 25 Kızıklı köy çocuğunun sınavını kazanarak girmeye hak kazandığını belirtir — 120’de 25 oranı bir köy, hatta bir ilçe için bile büyük bir orandır; Kızık Köyü İlkokulu’ndan mezun olanların çocukları ve torunları arasında devlet kadrolarında memurlar, üniversitelerde doktor, doçent, hatta profesör düzeyinde öğretim elemanları, yurt dışında öğrenim gören veya çalışan çok sayıda Kızıklı bulunmaktadır; eğitim seviyesinin bu duruma gelmesinde Arif Çavuş’un büyük katkısı olduğu açıktır.


Oğlu Bayram, Köy Enstitüsü’nü bitirince öğretmen olarak Kızık İlkokulu’na atanmış, kendi öğretmeni olan Mustafa Özer (Koca Muallim) ile birlikte birkaç yıl çalışmıştır; Köy Enstitüsü mezunu olduğu için hayvancılık, meyvecilik ve tarla ziraati bakımından iyi bir bilgi ve beceriye sahipti, babasını, öğrencilerini ve çevresini bu konularda bilgilendirirdi. Her çeşit ağaç işini ustalık derecesinde bilir, güzel resim ve heykel çalışmaları yapardı. Kızık İlkokulu’ndan sonra Kıbrısçık İlçesi’ne, birkaç yıl sonra da Seben İlçesi’ne atanmış; Seben’de öğretmenlik yaparken Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü’nü kazanmış, ardından İlköğretim Müfettişi olarak Mersin’e atanmıştır. Uzun yıllar Mersin’de çalıştıktan sonra Bolu’ya atanmış, birkaç yıl Bolu’da İlköğretim Müfettişi olarak çalıştıktan sonra emekli olmuştur. Kendisi de vefat etmiştir; Allah rahmet eylesin, mekânı cennet olsun.


Arif Çavuş, 1950’li yıllarda bir kamyon almış, oğlu Nurettin şoförlüğü öğrenip bu kamyonu kullanmaya başlamıştır. İlk iş olarak bu kamyonla Karacabey, İzmir ve Aydın ovaları gibi batı illerini gezmiş, her gittiği yeri inceleyip neyin yetişip neyin yetişmediğine bakmıştır; kendi köylerinin rakımı yüksek, arazisi dalgalı ve verimi düşük olduğu için köyde durmanın bir yararı olmayacağına karar vermiş, daha iyi koşullara sahip Seben Merkez İlçe’ye göçmeye karar vermiştir. Oradan hatırı sayılır arazi alıp 1957 yılında Seben’e göçmüştür — oğlu Bayram’ın ataması da Seben’e yapılmıştır. Bayram’ın katkılarıyla elma yetiştirmeye başlamış, birkaç yıl içinde elmadan iyi para kazanmıştır; Seben’de elmacılığı ilk yapan ve Sebenlilere elmacılığı ilk öğreten kişidir — bugün Seben’in başlıca geçim kaynağı elmacılıktır. Aynı zamanda 1965 yılına kadar demircilik mesleğini sürdürmüş, yanında Mudurnu’nun Ekincik Köyü’nden Şerafettin Çelik adlı bir çırak yetiştirmiştir; bu çırak Seben’in en iyi ustası olmuş, Kızık Köyü dahil Seben’in bütün köyleriyle Nallıhan, Kıbrısçık, Mudurnu ve Bolu’dan müşterileri olmuştur — Şerafettin Usta da aramızdan ayrılmış, çevresi için büyük bir kayıp olmuştur. Arif Çavuş’un kullandığı örs ve malzemeleri hâlâ durmaktadır; örsün üzerinde ve demir törpüsünün sapında Rumi 1318 (miladi 1902) tarihi yazılıdır — bu aletler muhtemelen o tarihte yapılmıştır.


Panayırlarda yapılan elma festivallerinde defalarca en iyi elma yetiştiricisi ödülünü almış, elmacılık konusunda Seben halkına bilgi vererek iyi elma yetiştirmelerini sağlamıştır — kendisine danışılan bir lider kişiydi. Sinemayı çok severdi; koltuğunu yıllık olarak tutar, istediği zaman giderdi, gelmediği zaman koltuğu boş kalırdı. Seben’de elmaların değerinde satılması için Elmacılık Kooperatifi‘ni kurmuş, yıllarca yönetime seçilmiş, Yönetim Kurulu Başkanlığı yapmıştır. Meyveleri uzun süre saklamak için ortasında su havuzu bulunan bir soğuk hava deposu yaptırmış — bu havuzlu depo meyveleri taze olarak daha uzun süre saklayabiliyor, meyve suyunu ve ağırlığını kaybetmiyordu; Sebenliler meyve depolarını bu modele göre yapmaya başlamışlardır.


Yazarın babasıyla iyi anlaşırdı; köylerinde bulunan koyunların bir kısmını kendi sürüsüyle birlikte aylık kira karşılığı güder, bütün sürünün gübresini alırdı — gübre almak için Kızık Yaylası’na gelir, yazarın babası gübreyi hep ona verirdi; bu gübreyi Seben’e getirip elmalıklarında kullanırdı.


Köyümüzde ve Seben İlçesi’nde derin izler bıraktıktan sonra 1998 yılında aramızdan ayrılmıştır. Rahmet, minnet ve saygıyla anıyoruz. Ruhun şad olsun Arif Çavuş.



Kaynak:

BOLU SEBEN KIZIK KÖYÜ (MEHMET ÖZÇELİK)

İstanbul – 2023