
Hatip Oğulları sülalesinden Koca Hacı İmam‘ın oğlu Koca Hasan’ın torunudur. Koca Hacı İmam, 1839 yılında doğmuş, çocukluk ve gençlik yıllarında Kütahya medreselerinde okuyarak iyi bir din eğitimi almış, Arapçayı ve Kur’an-ı Kerim’in anlamını bildiği için kendisine “Arabiyatçı” denmiştir — devrin en iyi hocalarından biri olarak Kızık Köyü’nün yıllarca İmam Hatipliğini yapmış, Cuma namazlarını kıldırıp hutbelerini okumuştur. Kızık ve Karca köylerinin en zengin kişisi olup Karca’nın Seki Mevkii’nin tamamına yakınına ve Kızık Köyü’nün en iyi ve en büyük arazilerine sahipti; Karca Köyü’ndeki Hacılar sülalesiyle akraba olduğu söylenir. 1928 yılında vefat etmiştir; üç defa evlenmiş, ilk evliliğinden Koca Hasan olmuştur. Koca Hasan, 1326 Rumi kışında (Koca Kış) beygirlerle İstanbul’a giderken Hendek’te karın altında kalıp ölmüştür. Oğlu Mustafa, I. Dünya Savaşı’nda Sarıkamış‘ta kalmıştır. Mustafa’nın oğlu Hasan, 1912 yılında doğmuş, Koca Şüşük (Mehmet Çakmak)‘ün kızı Fatma ile evlenmiştir; bu evlilikten 1936 yılında oğulları Mustafa Hitit dünyaya gelmiştir.

Mustafa okul çağına gelince okula yazılmış, okul numarası 10 olmuştur; öğretmeni, Bolu’nun Ağaççılar Köyü’nden Mustafa Özer (Koca Muallim)‘dir — Koca Muallim, 1937 yılında Kızık Köyü İlkokulu’nda göreve başlamış, 1957 yılına kadar aralıksız 20 yıl, bir yıl ara verip 1958’de dönerek bir yıl daha çalıştıktan sonra emekli olmuştur; genellikle birleştirilmiş 5 sınıfı ve 100-120 arası öğrenciyi tek başına okuttuğu halde öğrencilerini gayet başarılı yetiştirmiş, çok disiplinli ve gayretli bir öğretmen olarak tanınmıştır. Mustafa Hitit, onun yetiştirdiği öğrencilerden biridir. İlkokul son sınıftayken öğretmeni, babası Hasan Hitit‘e çocuğunu okutmasını söylemiş, Hasan Hitit önce buna sıcak bakmamıştır.
Rahmetli Arif Çavuş (Arif Yılmaz), Hasan Hitit’in yanına gelip “bu çocuğu okutalım, bak ben Bayram’ı Arifiye Köy Enstitüsü’ne verdim, Mustafa’yı da oraya verelim, okusunlar adam olsunlar” demiş, Hasan Hitit’in gönlünü yapmıştır. Ancak Hasan Hitit çocuğunu Köy Enstitüsü’ne vereceğini duyan köylülerden büyük baskı görmüş — “çocuğunu gavur okuluna verip de gavur mu yapacaksın, eski köye yeni âdet mi getireceksin, çocuğunu Köy Enstitüsü’ne verirsen sığırını sığırımıza katamazsın, köyde tek başına kalırsın” gibi tehditler almış, bunun üzerine Arif Çavuş’a “olmaz Arif, ben çocuğumu okutmayacağım, köylülerin bana demediği laf kalmadı” demiştir. Arif Çavuş ise akıllı ve cesur bir adamdı; askerliğini batı illerinden birinde çavuş olarak yapmış, yeni harflerle okuma yazmayı öğrenmiş, terhisinde giydiği İngiliz kumaşından takım elbise yüzünden köyün delikanlılarının “burası Gavur Köyü değil, bu kıyafetle gezemezsin” tehditlerine “erkekseniz beni gezdirmeyin, ben istediğim kıyafetle gezerim” diyerek boyun eğmemiş bir adamdı. Hasan Hitit’e “korkma Hasan, çocuğu benim okula kaydettireceğimi söyle, hem çocuğun kolundan tutup kaydını ben yaptıracağım” demiş; köylüler de ona diş geçiremeyeceklerini anlayınca bir şey diyememiştir. Mustafa Hitit, ilkokulu bitirince aynı köyden Osman Mitralyöz ile birlikte Adapazarı’ndaki Arifiye Köy Enstitüsü‘ne kaydolmuş — kayıt işlemlerine dayısı Yakup Çavuş (Yakup Çakmak) götürmüştür. Enstitüde aynı köyden Arif Çavuş’un oğlu Bayram Yılmaz, Mustafa Hitit ve Osman Mitralyöz birlikte okumuş; önce Bayram Yılmaz, ardından Mustafa Hitit ve Osman Mitralyöz mezun olup öğretmen olarak atanmışlardır. Yaz tatillerinde köye pırıl pırıl ütülü kıyafetlerle geldiklerinde köylülerde okula karşı bir heves oluşmuş, bu üç genç öğretmen rol model olup köylünün eğitime bakışını değiştirmiş, sonraki yıllarda çok sayıda genç okumak için köyden ayrılıp üst okullara kayıt olmaya başlamıştır.
Mustafa Hitit, Arifiye Köy Enstitüsü’nü 1952 yılında bitirip Bolu Gerede İbrıcak Köyü’ne atanmış (Osman Mitralyöz ise yakındaki Akçakese/Ahmatlar Köyü’ne atanmış, sonradan Gerede Halk Eğitim Müdürü olmuştur); İbrıcak Köyü’nde birkaç yıl gayet başarılı öğretmenlik yaptıktan sonra 1963-1964 öğretim yılı başında doğduğu köy olan Kızık İlkokulu’na atanmıştır. Yazar o yıl 3. sınıftaydı ve Mustafa Hitit’ten okumuştur: Hayat Bilgisi dersinde sürekli gezi-gözlem yaptırır, sonuçları defterlere yazdırır, gözlenenlerin resmini çizdirir, güzel yazı ve resimler için sınıfta köşeler oluştururdu; Matematik’te sürekli problemler yazdırıp çözdürürdü — yazar, yıllar sonra öğretmen olduğunda bunun aynı anda Türkçe okuma-yazma ile Matematik problem çözme becerisini geliştirmeye yönelik olduğunu fark etmiştir. “Köyümüz” ünitesini öğrenciler bizzat köyün hane sayısını, nüfusunu, kadın-erkek sayısını kendileri sayarak öğrenmiştir — yazar, üniversitede “Hayat Bilgisi’nin kitabı yoktur, hayat bilgisi hayatın kendisidir” sözünü öğrendiğinde, öğretmeninin bunu yıllar önce zaten uyguladığını anlamıştır. 3. sınıfta ondalık sayıları bile öğretmiş, sınıf sonunda bütün öğrenciler güzel okuma-yazma, harita ve gerçek hayatta yön bilgisi, dört işlem ve problem çözme becerisiyle hakkıyla bir üst sınıfa geçmiştir.
Okul, 1961-1962 öğretim yılı kış ortasında yeni açılmış, bahçesi düzenlenmemiş, su deposu ise 1962 yılı sonbaharında Sebenli genç bir usta olan Ay Mehmet tarafından yapılmıştı (çalışırken türkü söyleyip ağlayan, “kara sevda” dedikleri, köyde bisikletiyle ilk görülen kişilerden biriydi; sonradan vefat etmiştir). Mustafa Hitit, Kızık İlkokulu’na okul müdürü olarak başladığında ilk işi okul bahçesini düzenlemek olmuştur: köylüyü toplamış, muhtar heyetini ikna etmiş, imece (engare) ile bahçeden çıkan büyük taşlarla çakıl duvarlar ördürüp teras düzlemeler yapmış, su deposundan bahçeye merdiven yaptırmış, bahçeyi önce büyük sonra küçük çakıl taşlarıyla döşeyip çamurdan kurtarmış, dere ve okul taraflarını çimlendirip çiçek diktirmiştir — çimlerin büyük bölümünü öğrenciler, okula 1 km uzaklıktaki Akçapınar mevkiinden sırtlarıyla taşımıştır. Bahçenin ortasına fıskiyeli bir havuz yaptırmış, eski okulun bahçesini bir “uygulama bahçesi”ne çevirip köyde yetiştirilmeyen yeni meyve ve sebzeler yetiştirmeye başlamış, bahçeye bank koydurup öğrenciler için dinlenme ve oyun alanları oluşturmuştur — bir yıl içinde okulun çevresinde inanılmaz bir değişim yaşanmış, bunun en büyük payı Mustafa Hitit’e aittir. Aynı yıl köye bir biçki dikiş kursu açtırmış, 20’den fazla genç kız ve kadını bu kursa katılmaya ikna etmiş; kursiyerlerin ve öğrencilerin çalışmaları yıl sonu sergisinde sergilenmiş, sergiye Vali ve daire amirleri gelmiş, köylüler ilk defa daire amirlerini ve ses kayıt cihazlarını (teyp) görmüş, köy bu başarıyla tanınır hâle gelmiştir.
Kızık İlkokulu’nda 2 yıl çok başarılı bir öğretmenlikten sonra 1965-1966 öğretim yılı başında Bolu Abant İlkokulu’na atanarak köyden ayrılmıştır. Orada Müfettişlik sınavını kazanıp Gazi Eğitim Enstitüsü’ne gitmiş, öğrenimini tamamlayarak İlköğretim Müfettişi olarak önce Artvin’e, ardından Bilecik’e, oradan Bolu ve Zonguldak’a atanmış, 1984 yılında Zonguldak’tan emekli olmuştur. Emekli olduktan sonra Bolu Merkez’de öğretmenlerin kurduğu Aydınkent Sitesi Yapı Kooperatifi‘nin başkanlığını yapmış, tüm üyelerini ev-arsa sahibi yapana kadar bu görevi dürüstlükle sürdürmüş, hakkında hiçbir dedikodu çıkmamıştır; Atatürkçü Düşünce Derneği yönetim kuruluna da seçilip birkaç yıl görev yapmıştır. Kızıkspor‘un kuruluşuna ve çalışmalarına da büyük destek vermiş — kuruluşunda rahmetli Sabri Mitralyöz’ün büyük payı olmasına karşın, Mustafa Hitit’in desteği de önemliydi; Kızıkspor’un elde ettiği başarılar Kızık adının Bolu’da bilinip duyulmasında büyük rol oynamıştır.
Kızık Köyü, 1950’li ve 1960’lı yıllarda 140-150 hane civarındayken göçler nedeniyle 1980’ler ve 1990’larda iyice azalmış, köyün Köprübaşı Bayramı ve imece işlerini düzenlemesi zorlaşmıştır — bu ihtiyacı görüp Kızık Köyü Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği‘nin kurulmasına öncülük etmiştir. Yazar, kurulduğunda derneğin faydasına pek inanmadığını itiraf eder; ancak dernek, Köprübaşı Bayramlarının kutlanmasında, yaylaya Arkutça’dan su getirilmesinde, köyün imece işlerinde, Kızık Konağı’nın ve Bolu Merkez’deki Kızık Köy Evi’nin yapımında son derece faydalı olmuş, Bolu’da başka hiçbir köyün böyle bir dernek vasıtasıyla bu işleri yapmadığı belirtilir. Dernek sonradan tüm Türkiye’deki benzer derneklerle birleşip Kızık Köyü Dernekler Konfederasyonu‘nun bir parçası olmuş, yerellikten çıkıp ulusal bir boyut kazanmıştır.
Mustafa Hitit; çok iyi bir öğretmen, çok iyi bir yönetici, çok iyi bir liderdi. Aynı zamanda şairdi — yüzlerce sayfalık şiirleri vardı; iyi bir fotoğrafçıydı, arşivinde binlerce fotoğraf bulunurdu; araştırmacıydı, Kızık Albümü‘nü çıkarmış, Kızık Telefon Rehberi‘ni hazırlamıştır. Köyü ekonomik, kültürel ve sosyal yönden ileriye taşıyanlardan biri olarak derin izler bıraktıktan sonra 03/06/2009‘da aramızdan ayrılmıştır. Kendisini saygıyla, rahmetle ve minnetle anıyoruz. Ruhun şad olsun değerli öğretmenim.
Kaynak:
BOLU SEBEN KIZIK KÖYÜ (MEHMET ÖZÇELİK)
İstanbul – 2023