Mehmet, Molla Hüseyin (Koca) Hoca‘nın kızının oğludur. Koca Hoca, Mudurnu’ya bağlı Ekincik Köyü’nde hocalık yaparken yanına yemeğini yapmak ve çamaşırını yıkamak için getirdiği kızı büyüyüp gelinlik çağına gelince, aynı köyden biriyle evlendirilmiş, bu evlilikten Mehmet dünyaya gelmiştir. Mehmet çocuk yaşlarında çiçek hastalığına yakalanmış, bu nedenle yüzünde nokta nokta izler kalmış; kendisine önce “Çil Mehmet”, büyüyünce “Çil Ağa”, söylene söylene kısalarak da “Çila” denmiştir. Babası ölünce annesi ikinci bir evlilik yapmış, bu evlilikten Fahri adlı bir kardeşi olmuştur — Fahri Dayı, ağabeyinin tam tersine sessiz, kendi haline bir insandı.
Çila, mektep medrese görmemesine rağmen kendisini yetiştiren ender insanlardan biriydi; bilmediği konu yok denecek kadar azdı, hemen her şeyden anlardı. Gezmeyi çok severdi; gördüklerini, yaşadıklarını gittiği her yerde ballandıra ballandıra anlatırdı. Camiye gitse hocanın namazdaki bir yanlışını fark eder, kimsenin görmediği bir yerde nazikçe hatırlatır, doğrusunu söylerdi. Çila’nın bir köye gelmesi büyük bir sevinçle karşılanır, herkes onu misafir etmek için sıraya girerdi; gittiği bir köyde en az on beş gün kalır, bu süre içinde köylüler kendisine döven yaptırırlardı. Sigarasını yakmadan önce cebinden çıkardığı küçük bir esans şişesinden sigarasının ucuna biraz sürer, sonra yakıp keyifle içerdi; su içmeden önce de cebindeki karbonattan bir miktar ağzına alıp öyle yudumlardı.
Rahmetlinin bazı hastalıkları da tedavi ettiği söylenirdi; ağrısı, sızısı ve şikâyeti olanlar onun verdiği ilaçlarla fayda bulduklarını anlatırlardı — yazar, normalde halk hekimliğine inanmadığını, ancak 1983 yılı mayıs ayında şiddetli bir mide şikâyetiyle doktordan kronik gastrit teşhisi alıp ömür boyu ilaç kullanacağı söylendiğinde, köyün bir diğer halk hekimi olan Fadime Nine‘nin tarif ettiği bir ilacı uyguladıktan sonra şikâyetinin tamamen geçtiğini, o günden sonra halk hekimliğine inanmaya başladığını belirtir — yüzyılların deneyiminde mutlaka bir gerçeklik payı olduğunu söyler.
Akşamları herkes toplanıp Çila’nın sohbetlerini dinlemeye giderdi; gezdiklerini gördüklerini ballandıra ballandıra anlattıktan sonra oyun masası kurulur, altıkol (altmışbir) oynanırdı — rahmetli bu oyunda ustaydı, hemen hemen bütün kâğıt oyunlarını iyi bilir, pek yenilmezdi. Misafir kaldığı evin hanımına güzel yemek tarifleri verir, bazı yemeklerin daha iyi olması için tavsiyelerde bulunurdu — ev hanımları bundan alınmaz, bilakis sevinir, hatta kendisine danışırlardı. Köyün gençlerine güreş konusunda uygulamalı bilgiler verir, güreş oyunları öğretir; düğünlerde oynanan oyun çeşitlerini, hangi havayla hangi oyunun nasıl oynandığını gösterir, adap ve toplum kuralları konusunda da bilgiler aktarırdı. Çok yönlü bir insandı; köyden güle oynaya uğurlanıp başka köylere giderdi. O zamanlar radyodan başka iletişim aracı yoktu, radyo da herkeste bulunmazdı — bu yüzden misafir, yeni haberlerin ve bilgilerin öğrenileceği kişi demekti; bu değerden en büyük payı da rahmetli Çila alırdı.
Çila’nın Necati ve Nuri adlı iki oğlu olmuştur. Küçük oğlu Necati, Bolu’da yaşamış, traktörüyle odun keserek geçimini sağlamıştır. Büyük oğlu Nuri ise imam olmuş, bir süre Kızık Köyü’nde de hocalık yapmış, son olarak Bursa’da olduğu duyulmuştur.
Yazarın ifadesiyle: Çila dayının ne zaman öldüğü bilinmemektedir, ama kendisi zaman zaman rahmetle hatırlanır — böylesine zeki ve kabiliyetli bir insan iyi bir eğitim görseydi neler yapabilirdi diye düşünülür, yerinin doldurulamayacağı insanlardan biri olduğu söylenir. Allah rahmet eylesin, nur içinde yatsın; köyümüzün böyle insanlara her zaman ihtiyacı vardır.
Kaynak:
BOLU SEBEN KIZIK KÖYÜ (MEHMET ÖZÇELİK)
İstanbul – 2023