Köyümüzde Kış: Yün Boyama, Dokuma Çeşitleri ve Kışlık Giysiler

İğler genellikle lifleri düzgün çam ağaçlarından özenle yontularak yapılırdı. Eğrilen yünler iğ, kirman veya çıkrığın şişine sarılır; sargı yünle doluncaya kadar devam eder ve çıkarılırdı — buna “sümen” denirdi. Sümenler birleştirilerek büyük yumaklar oluşturulur, bu yumaklar kullanım amacına göre ayrılırdı: bazıları kazaklık, bazıları çoraplık, bazıları kılçanlık, bazıları kilimlik, bazıları kılıflık, siyah olanlar ise şalvarlık olarak dokunurdu. Bir miktar ip de çorap örmek için ayrılırdı; eskiyip delinen yün çorapların iğne ve yün iplikle onarılmasına “çorap gözemek” denirdi.

İki yumağın ipi çıkrıkta birbirine sarılıp bükülerek daha sağlam hale getirilirdi — buna “iplik kavzama” ya da “iplik bükme” denirdi. Bükülen iplikler tekrar yumak haline getirilip ikiye ayrılırdı: enlemesine olanlar “argaç”, boylamasına olanlar “eriş” olarak adlandırılırdı. Bu iplikler “çağa” denilen bir alette çözülürdü — aralarında 3-4 metre mesafe bulunan, 2 metre kadar uzunlukta paralel iki ağaç üzerine belli aralıklarla 30 cmlik ağaç çiviler çakılır, bu çivilere karşılıklı iplikler sarılarak dokunacak kılıf, kılçan, şalvarlık ya da kilimin boyutu belirlenirdi. Bu işleme “çözgü” denir; çözgüden çıkarılan eriş dokuma düzenine taşınır, argaç olan iplikler ise uzunlamasına yumaklara sarılırdı — bu yumaklara “çımbar” denirdi; çımbardaki iplikler mekiklere takılarak argaç olarak kullanılırdı.

Kilim dokunacaksa eriş beyaz ipliklerden oluşur, argaçlık iplikler ise kazanda kaynar suda istenilen renge boyanırdı. Eskiden bu boyalar yosunlardan, ceviz kabuğundan ve bitki köklerinden elde edilir, buna “kökboyası” denirdi — kökboyası güneşten, yağmurdan ve nemden solmazdı. Şalvarlık ve kılıflar bazen balıksırtı desen elde etmek için dört ayakçanla dokunurdu. Dokunan şalvarlık üzerine azar azar sıcak su dökülüp ayaklarla iyice tüylenip keçeleşene kadar çiğnenirdi — buna “şalvar depmek” denirdi; depilmiş şalvarlık daha sağlam olurdu. Bu işlem bazen akarsu gücüyle dönen “dink” denilen bir aygıtla da yapılırdı.

Kökboyası yapımını bilen kalmayınca satın alma boyalarla boyama yapılır hale geldi; pazardan top top iplik alınırdı — köylüler “o zaman Ata Efendi’den aldık” derlerdi; Bolu’da Ata Efendi adında, Eratay’lardan olduğu söylenen bir iplikçi vardı. İplik topu çile çile ayrılır, her çile tenekede veya kazanda kaynar suya istenilen boya katılarak boyanır, sonra **”elemle”**ye dolanıp oradan çıkrığın şişine sarılırdı (bu sarma işlemi iplikteki fazla nemi de atardı). Çıkan iplikler yumak haline getirilir; bir kısmı çağada çözülüp eriş, diğer kısmı çıkrıkta masuralara sarılıp mekiklere takılarak argaç olurdu.

Bu ipliklerden alaca, çarşaf ve bez dokunurdu. Bez hiç boyanmaz; bu bezden don ve göynek yapılırdı — Kızık dilinde vücuda giyilen iç çamaşırına “göynek”, bacağa giyilene “don” denirdi. Alacadan da “zubun” (bugünkü adıyla gömlek) yapılırdı. Her köyün gömlek rengi farklıydı: Kızıklılar mavi ağırlıklı, Kabaklılar kırmızı ağırlıklı zubun giyerdi — kırmızı gömlek giyen birine “ne o, Kabak adamı gibi kırmızı giyinmişsin” denirdi. Bu ev dokumaları, satın alınan kumaşlardan çok daha sağlam olurdu.

Zamanla alaca, bez, çarşaf ve kilim dokumanın zahmeti ve maliyeti arttıkça yerini sanayi üretimine, kilim de fabrikasyon halıya bıraktı. Naylonun çıkışı, örtü ve çuvallarda kılçan dokuma geleneğini de sona erdirdi.

Bayram ve düğün günlerinden önce ise kadınlar yufka yapardı — bu, birkaç kişi gerektiren bir işti: biri hamuru hazırlar, biri açar, biri oklava ile inceltir, biri de ocakta pişirip pişeni teslim alırdı. Bu nedenle yufka yapımı imece usulüyle yürütülür, bayramdan bir hafta önce başlayıp bayrama bir gün kala biterdi. Makarna ve mantı da yine imece usulüyle kesilip hazırlanırdı.


Kaynak:
BOLU SEBEN KIZIK KÖYÜ (MEHMET ÖZÇELİK)
İstanbul – 2023