Kışlık yakacak odun ihtiyacı tamamlanınca, ocakta ve sobada yakılacak odunlar ayrı ayrı, yağmur almayacak şekilde istif edilip evin bir tarafında güzelce yığılarak saklanırdı. Aynı boydaki odunların üst üste, kesilmiş başları dışa diğer tarafları içe gelecek şekilde düzgünce yığılmasına “dizek” denirdi. Odunlar dizeğe yığılınca ne kadar biriktiği ve o yıl ihtiyaca yetip yetmeyeceği anlaşılır, eksikse biraz daha odun getirilirdi.
Koyun, karda gezip karnını doyuramayan bir hayvan olduğundan, köyün alt taraflarında kar az yağdığı ya da hiç yağmadığı için hayvanlar zaman zaman oraya götürülerek doyurulurdu; genelde ise evin yanındaki sayalarda bakılırdı. Samanlıklar iki bölmeli olurdu: birinci bölmeye saman, ikinci bölmeye kes (yeşilliğini kaybetmemiş kuru otların dövenle inceltilmiş hali) doldurulurdu. Kes samana göre daha besleyiciydi; kesle beslenen hayvana ayrıca yem verilmesine neredeyse hiç gerek kalmazdı, çünkü samanın besin değeri düşüktü ve büyükbaş hayvanlara ayrılırdı. Koyunlara günde iki kez, sabah ve öğlen, kes verilir; sayadaki afurlara dökülür, hayvanlar oradan yerdi. Öğlende köyün pınarına sulanmaya götürülür, su içtikten sonra tekrar sayaya getirilirdi. Bazen afura kes yerine arpa samanı üzerine arpa dökülerek yedirilirdi — arpa samanı buğday samanından daha yumuşak ve besleyiciydi.
Samanlığın dışında, samanlığa dayalı üzeri örtülü bölmelerde sonbahardan kalma dallarıyla birlikte bastırılmış yapraklar saklanırdı. Bazen bu yapraklı dallar doğrudan karın üzerine serilir, koyunlar sayadan çıkarılıp bu yaprakları yerdi — buna “yaprak verme” denirdi. Bazen de kızaklarla köknar veya çam dalları (“pür“) getirilip karın üzerine atılır, koyunlar dışarı salınıp pürleri yerdi; köknarın dallarında çama göre çok daha fazla pür bulunurdu.
1980’li yılların başına kadar köyde yerli koyunculuk yapılmaktaydı. Yerli koyunun eti, sütü ve yünü az olduğundan sonraki yıllarda Merinos ırkıyla çiftleştirilmiş, bu çiftleşmeler sonucunda koyunlar giderek Merinos’a dönüşmüştür — Merinos koyunun et ve süt verimi daha yüksekti, ama biraz daha fazla yem tüketiyordu. 1980’li yıllardan sonra yünün ekonomik değerinin düşmesi, koyunculuğun insan gücüne dayanması ve köylerde genç nüfusun azalması nedeniyle koyunculuk büyük ölçüde terk edilmiştir.
Kışa girerken hayvan sayısı, samanlıktaki kes ve samana göre belirlenirdi — fazlası satılır ya da kıra gönderilirdi. Bazı sürü sahipleri, karın az yağdığı ya da hiç yağmadığı Nallıhan bozkırlarından, kışın koyun otlatmak için arazi kiralardı; bu araziye “kır”, kiralayan kişiye ise yerli halk arasında “kışlak” denirdi. Hayvanlar kışı kırda eski kuru otları yiyerek geçirip bahara çıkardı. Araziyi kiralayan kişi, kendi ve köyün hayvanlarını toplayıp buraya götürür, hayvan sahipleri de koyun ve kuzu başına ona ücret öderdi. Kıra, daha önce evde kışı geçirmiş hayvanlar gönderilmezdi — bu hayvanlar kır şartlarına dayanamazdı; bunun yerine daha önce kıra gitmiş hayvanlar ile o yıl doğup henüz kış şartı yaşamamış tokluklar gönderilirdi. Bu hayvanlar nisan ayında sahiplerine geri teslim edilirdi.
Kaynak:
BOLU SEBEN KIZIK KÖYÜ (MEHMET ÖZÇELİK)
İstanbul – 2023