Harman Hazırlığı
Buğday hasadına başlandığı zaman, evin bir tarafı da harmanı sulamaya başlardı. Harmandaki anız ve ot kökleri önce sıyırga ile temizlenir, kalanlar kürekle toplanırdı. Harman iyice temizlendikten sonra ön arabaya fıçılar yerleştirilir, su doldurmak için genellikle Güney Mahalle’nin en alt tarafındaki Aşağıpınar’a gidilirdi. Arabada en az iki, en fazla üç fıçı taşınırdı — bunlardan biri, artık mahallenin ortak malı haline gelmiş olan, rahmetli Mantar Dayı’nın kendi elleriyle meşe ağacından yaptığı fıçıydı (Mantar Dayı ayrıca fındık dallarını örerek saman çitisi de yapardı); diğer ikisi ise demir varildi. Her biri en az 200 litre su alan bu fıçı ve variller doldurulup harmana getirilir, harman gereği kadar ıslatılır, kurumasın diye üzeri kuru otla örtülürdü. Bir harman sulaması için su 8-10 defa taşınır, bu iş bir gün sürerdi.
Ertesi gün en az dört araba ot harmana yayılır, üzerinde öküzlerle döven gezdirilirdi. Döven; ucu yukarı kalkık, 5 cm kalınlığında, 30-40 cm eninde, 2,5-3 metre uzunluğunda iki kalasın yan yana birleştirilmesiyle yapılan bir aletti — iki parça birleşince eni 70-80 cm‘ye ulaşırdı. Dövenin altına 3-4 cm uzunluğunda, 0,5-1 cm kalınlığında keskin taşlar çakılı olur, bu taşlar otları ve sapları hem ezer hem keserdi. Döven, önden bağlı zincir veya uzun bir ağaçla öküzlerin boyunduruğuna koşulur, harmanda dönerek gezdirilirdi — buna “döven sürmek” denirdi.
Öküzlerden biri içte diğeri dışta dönerdi; dışta dönen öküz daha çok yorulduğundan zaman zaman dönme yönü ters çevrilirdi. Aynı yoldan gidilmemesine dikkat edilir, sapların daha çabuk parçalanması için ara sıra kestirme gidilirdi. Dövene binen kişi bir elinde içteki öküzün başına takılı ipi, diğer elinde ucunda topuz bulunan uzun bir sopa (“öğrende”) tutarak işi yönetirdi. Dövenin önünde ağaçtan yapılmış bir “bokçak” bulunurdu — öküz pisleyeceği zaman, dışkının sapların üzerine düşmemesi için bu bokçak tutulurdu (atların döveninde ise bokçak kullanılmazdı, çünkü at pisliğinin sapa karışmasının zararı yoktu; atlar tek başına daha küçük bir dövenle, daha hızlı dönerdi). Sapların sarı ve parlak rengi göz kamaştırdığından, döveni süren kişi koyu renk naylon gözlük takardı.
Otlar iyice yassıldıktan sonra döven sürme işine ara verilir, öküzler gölgede dinlendirilir, harman “diyren” ile aktarılırdı — iki çatal uçlu, yaş ağacın uçları fırında ısıtılıp bükülerek yapılan bu aletle otun yassılmış kısmı alta, henüz dövene girmemiş kısmı üste getirilirdi (buna “aktarma” denirdi). Üçüncü, dördüncü aktarmadan sonra otlar tamamen parçalanıp “kes” haline gelirdi; bu kes sıyırga ile toplanıp yaba ile samanlığa atılırdı — bazen samanı iyice çiğnesin diye öküzler bile samanlığa sokulurdu. Bu işler yaklaşık bir hafta sürer, otlar kes haline getirilip samanlığa konurdu. Ottan elde edilen bu kes, samana veya fiğ kesine göre daha besleyici sayıldığından genellikle küçükbaş hayvanlara kış için saklanırdı.

Fiğ Harmanı
Harmanın kenarına birkaç araba fiğ getirilip geniş ve yüksek bir yığın oluşturulur, harmanın kurumaması için üzerine fiğ serilirdi. Yeterince fiğ serildikten sonra döven ile sürülmeye başlanır, otlar gibi dört kez aktarılırdı. Öküzler döven sürerken samanın altındaki daneleri yalayıp yememesi için ağızlarına “tezkere” takılırdı. Dördüncü aktarmadan sonra, rüzgar yönüne göre sürülmüş kes bir araya toplanır — buna “tınaz” denirdi. Tınaz yığıldıktan sonra rüzgar çıkınca (genellikle akşam saatlerinde), tüm aile birlikte “tınaz savurma” işine başlardı: yabalarla samanla dolu döven kesi havaya atılır, daneler tınazın rüzgar tarafına, saman ise samanlık tarafına düşerdi. Ayrılan daneye “seç” denirdi; seç önce gözenekleri geniş **”gözer”**den, sonra gözenekleri küçük kalburdan geçirilerek temizlenir, “yarım” ölçüsüyle ölçülüp çuvallara doldurulurdu.
Arpa Harmanı
Fiğler bitince arpalar toplanır, kelleri içe kökleri dışa gelecek şekilde harmanın kenarına yığılırdı — buna “oturtma” denirdi; bazı oturtmalar 15-20 öküz arabası kadar büyük olurdu. Oturtmanın üzeri, yağmur geçmesin diye saplar kenarlara sarkıtılarak koni şeklinde sivriltilirdi, buna “saçaklama” denirdi — bu sayede oturtmalara ne kadar yağarsa yağsın yağmur işlemezdi. Sabahın erken saatlerinde oturtmadan harmana sap yayılır, güneş yükselip ısınınca döven sürülmeye başlanırdı; arpa da otlar gibi 4 defa aktarılıp, 5. kez yabalanarak sap kalmayana kadar sürülürdü. İkindiye doğru tınaz yığılıp savrulur, saman samanlığa doldurulur, seç kalburlanıp ölçülerek çuvallanır ve kilere taşınırdı.
Buğday Harmanı ve Harmandan Çıkma
Arpalardan sonra buğdaylar toplanır, yine oturtma şeklinde yığılır, 8-10 gün boyunca saplar bitene kadar dövenle sürülürdü. Tarlada kalan başaklar toplanır — buna “kelle toplamak” denirdi. Çocukları kelle toplamaya teşvik etmek için, toplanan kellelerden nine “kangal” yapardı (hamurun simit gibi yuvarlaklaştırılıp köz üzerinde pişirilmesiyle yapılan, oldukça lezzetli bir yiyecek) — çocuklar kangal yiyebilmek hevesiyle kelle toplardı. En son, parçalanmamış saplar ve kellelerden oluşan artıklara “kesmik” denir, bu da dövenle sürülüp “kesmik tınazı” haline getirilir, savrularak buğdayı kilere, samanı samanlığa konurdu.
Bütün hasat işi bittiğinde buna “harmandan çıkma” denirdi. 6-7 Eylül’de başlayıp yaklaşık 10 gün süren Bolu Panayırı’ndan önce harmandan çıkılırsa “erken çıktık” denirdi; genellikle oturtmalar harmanda dururken büyükler panayıra gider, harmandan çıkış çoğunlukla panayırdan sonraya, eylülün 10’u-15’ine kalırdı. Temmuz başında başlayan güz mevsimi neredeyse iki ay kadar sürerdi; herkes yavaş yavaş harmandan çıkar, bir-iki hafta içinde köyde güz işleri tamamen biterdi. Harmandan çıktıktan sonra samanlığın etrafı temizlenir, dökülen samanlar toplanır, buğday-arpa-fiğ kilerlere, orak-tırpan-yaba-diyren-anadut-gözer-kalbur gibi aletler yerlerine kaldırılırdı. Artık her iş bittiğinde evler ve çamaşırlar güzelce yıkanıp temizlenir, Güz Sonu (Sonbahar) hazırlıkları başlardı.
Kaynak:
BOLU SEBEN KIZIK KÖYÜ (MEHMET ÖZÇELİK)
İstanbul – 2023