Köyümüzde Hasat İşleri-Güz: Öküz Arabaları ve Yük Taşıma

Ot, fiğ, arpa ve buğday, öküz arabaları ile toplanırdı. Köyde iki çeşit öküz arabası kullanılırdı.

Birincisi dört tekerlekli olanıydı: arka tekerleklerin bulunduğu bölüme “arka (art)”, ön tekerleklerin bulunduğu bölüme “ön araba” denirdi. Arka araba ile ön araba birbirine “özek” denilen, 3,5-4 metre uzunluğunda, 10 cm kalınlığında meşe ağacından yapılmış bir parçayla bağlanırdı. Tekerlekler birbirine “dingil” ile bağlıydı; dingil genellikle gökçe ağacından, bulunmazsa meşeden yapılırdı. Tekerleklerin ortasında, içine parmakların geçtiği, genellikle karaağaçtan yapılmış “top” bulunurdu. 1970’li yılların başında köydeki karaağaçlar kuruyup kaybolmuştur — bazıları bunu Seben’e giden elektrik hattının köyün üzerinden geçmesine bağlar, ama gerçek neden bilinmemektedir. Karaağaç bulunmadığında top, çınardan yapılırdı.

Topun ortasına dingil başının sığacağı kadar delik açılır, ucuna ve içine “pöğre” denilen demir halkalar yerleştirilirdi; dingil başlarına da “yaprak” denilen demir saçlar çakılırdı. Dingilin ucuna, tekerleğin çıkmaması için “yörük çivisi” takılırdı. Topun ucuna da dingil başını ve tekerleği korumak için demir bir bilezik takılır, buna “şapka” denirdi.

Ön arabanın önünde meşeden yapılmış “ok” bulunurdu; arabaya bağlanan kısmı testereyle belli bir yere kadar yarılıp iki çatal haline getirilerek ön dingile takılırdı — bu kısma “dada arış” denirdi. Okun üzerinde, altına yerle temas etmemesi için 40-50 cm uzunluğunda bir ağaç çakılırdı, buna da “çamurluk” denirdi. Okun üzerindeki delik ile ucundaki delikten “koşu zelvesi” geçirilerek boyunduruğa ve oka takılır, öküzler böylece arabaya koşulurdu. Boyunduruk, öküzün boynuna yumuşak dokunması için akçaağaçtan yapılırdı — bunu herkes yapamaz, sadece boyunduruk ustaları yapıp satardı.

img 1976

Ön dingilin üzerine ahlattan yapılmış “bağırdak” konur, üzerine de kenarlarında direkler bulunan “döleyen” yerleştirilirdi. Döleyenin ortasındaki 3-4 cm çapındaki uzun çivi (“döleyen çivisi”), özek aracılığıyla arka arabayı ön arabaya bağlardı. Arka dingilin üzerinde de iki tarafında direkler bulunan “yastık” vardı. Arka ve ön arabanın iki yanına birer sırık (“altlık”) yerleştirilir; ön ve arka arabada 70-80 cm uzunluğunda ikişer meşe direk bulunur, bunların uçları “selen” denilen sırıklarla uzunlamasına bağlanırdı. Bu tam donanımlı araca “artlı önlü araba” denirdi — daha çok sap ve ot taşımak için, yolu iyi ve az eğimli yerlerde tercih edilirdi.

İkinci tip, **”sap arabası”**ydı: sadece ön arabanın üzerine tahta döşenir, yanlarına merdiven şeklinde 2 metre yüksekliğinde selenler takılırdı. İki tekerlekli olduğundan öküzleri fazla yormaz, genellikle sarp ve yamaç yerlerde kullanılırdı; artlı önlü arabaya göre daha az sap taşırdı.

Tekerlek yapımı ayrı bir ustalık işiydi. Önce toplar tornalanır, pergel ve metreyle ölçüm yapılarak parmak delikleri eşit aralıklarla açılırdı. Tekerlekler 8, 10 veya 12 parmaklı olurdu — parmak sayısı arttıkça tekerleğin o kadar sağlam olduğu söylenirdi. Köyün başlıca tekerlek ustaları arasında Güney Mahalle’den Ahmatların Hacı Mehmet (Şuayıp, Abbas, Mehmet Çakmak kardeşlerin dedesi), Hasancaların İlyas, İlyas Akman (Eyüp Hoca’nın ve Mehmet Akman’ın babası), Kadirin (Ahmet, Saadettin Hitit’in babası), Göcemet (Zekeriya Kutlu’nun babası); Kuz Mahalle’den ise Süleyman Korkmaz (Necati ve Saadettin Korkmaz’ın babası) ve Süleyman Çakır (Bayram, Musa, Şaban, Hasan Çakır’ın babası) sayılırdı. Tekerlek yapıldıktan sonra demirci ustasına götürülür, dışına “şına demiri” denilen, 0,5 cm kalınlığında bir demir çember ısıtılarak geçirilir, hemen soğutulup çivilerle sabitlenirdi.

Arabaya dingil takmak (“araba dingillemek”) da ayrı bir ustalık işiydi. Dingil takıldıktan sonra ürgendere ile tekerleğin dört yönünden ölçüm alınır, tekerlekler dingille birlikte yuvarlanarak gidişi kontrol edilirdi — tıpkı bugünkü rot balans işi gibi. Amaç, arabanın yolda düzgün gitmesi ve öküzlerin arabayı rahatça çekebilmesiydi. Belli başlı dingil ustaları arasında Ahmet Özçelik ve Eyüp Hoca (Eyüp Akman) sayılırdı.

Yükleme işlemi de kendine has bir düzene sahipti: araba yığının kenarına çekilir, öküzler koşumdan çözülür, tekerleklerin önüne arkasına taş konularak yükleme başlardı. Kelleri içe, kökleri dışa gelecek şekilde “anadut” ile sırayla yüklenir; bir kişi arabanın üzerinde çiğneyip düzeltirken diğeri yerden malzemeyi verirdi. Selen seviyesine kadar yüklendikten sonra selenler takılır, üzerine erişene kadar yüklemeye devam edilirdi. Yükleme bitince “baskı (basarna)” vurulurdu — arabanın boyundan daha uzun, hafif ve esnek bir ağaç sırık, önden zincirle bastırılıp arkaya sabitlenerek yükün kaymasını ve arabanın devrilmesini önlerdi; ağır bir baskı ağacı arabayı devirebileceğinden hafif olanı tercih edilirdi. Yerde kalan döküntüler el tırmığıyla toplanıp arabaya eklenirdi.

Yükleme bittikten sonra dingiller, yanmış motor yağına batırılan kartal kanadıyla yağlanırdı — yağlanmayan araba “gacur gucur” ritmik sesler çıkararak giderdi; bu sesler bazen rahatsız edici, bazen de keyif verici olurdu. Uzun süre yağlanmayan arabanın dingil başı, yaprakları ve pöğreleri aşınır, hatta dingil başı kırılabilirdi. Güz mevsiminde yağmura yakalanmamak için herkes işini çabuk bitirmeye çalışır; ayın aydınlattığı gecelerde gece gündüz taşıma yapılırdı. Araba gıcırtıları, insan sesleri, konuşmalar, bağırışlar, türküler ve ilahiler hiç eksik olmazdı. Yağmura yakalanılırsa güz mevsimi uzun sürerdi.


Kaynak:
BOLU SEBEN KIZIK KÖYÜ (MEHMET ÖZÇELİK)
İstanbul – 2023