Kızık Köyü’nde Geçim Kaynakları: Tarla Ziraatçiliği, Katırcılık ve Hayvancılık

Cumhuriyet öncesi ekonomik yapıyı bilmeden, köyün bugünkü ekonomik durumunu değerlendirmek zordur. Kızık Köyü, kuruluşundan itibaren yükseltisi fazla olan bir dağ ve orman köyüdür; ekonomisi tarla ziraati ve hayvancılığa dayalıydı.

Tarla Ziraatçiliği

1844 yılında yapılan tarım sayımında toplam ekilebilir arazi miktarı 349 dönüm, hane sayısı 70 olup, hane başına düşen toprak miktarı 5 dönümdür. Toprakların düzenli dağılımı olmadığından, bazı ailelerin 50-60 dönüme kadar toprakları olduğu, bazı ailelerin ise çok az veya hiç toprağı olmadığı anlaşılmaktadır. Temel gıda ekmek ve buğday ürünü olduğu için diğer meslekler de bu ürünü elde edebilmek amacıyla yapılmaktaydı.

Bir insanın ihtiyaç duyduğu günlük kalori miktarına göre yıllık tahıl (buğday, arpa, kapluca, mısır vs.) ihtiyacı 180-270 kg aralığındadır. Bir yılda üretilen buğday, arpa ve kapluca miktarının toplamının 39.680 kg olduğunu bildiğimiz Kızık Köyü’nün nüfusunu 700 kabul ettiğimizde, kişi başına düşen ekmeklik tahıl miktarının yıllık 56 kg olduğunu görüyoruz — bu oldukça düşük bir miktardır. Dolayısıyla köydeki mevcut üretimin yeterli olmadığı açıktır.

Dağ köylerinde ağırlıklı olarak tahıl tüketildiği gerçeğine dayanarak, bir insanın ihtiyaç duyduğu kalorinin 1/3’ünü tahıldan elde ettiğini varsayarsak, Kızık’ta kişi başına ihtiyaç duyulan yıllık tahıl miktarının 153 kg civarında olması gerekir (bu rakam hane başı 5 kişi varsayımıyla hesaplanmıştır). 1840’lı yıllarda tarımsal faaliyetler tamamen insan ve hayvan gücüne dayandığından, ailelerin ziraat ve hayvancılığın dışında başka işlerle de uğraşması gerekiyordu; bu yüzden şimdiki gibi çekirdek aileye değil, büyük ailelere ihtiyaç vardı. Büyüklerden dinlediğimize göre, Cumhuriyetin ilk yıllarında bizim ve yakın komşu/akraba ailelerimiz 20-25 kişiden oluşmaktaydı — bu rakam bile kişi başına düşen tahıl ortalamasının altında kalmaktadır. Peki köyde dikkat çekici bir kıtlık mı vardı? Hayır. Buradaki yetersizlik, toprağın verimiyle olduğu kadar köylülerin farklı meslek dallarında çalışmasıyla da ilgiliydi; farklı işlerde çalışanlar bu açığı muhtemelen tahıl satın alarak kapatıyorlardı.

Toprakların büyük çoğunluğu, Güney Mahalle’den Hacı İmamlar (Hatip Oğulları), Hallar (Halil Oğulları) ve Kuz Mahalle’den Hacı Sofugil (Midiller) ailelerine aitti.

1960’lı yıllarda tarım makineleri ve traktörlerin toprağa girmesiyle buğday fiyatları ucuzladı. İnsan ve hayvan gücüne olan ihtiyacın azalmasıyla birlikte şehre göç hızla arttı. Bugün köyde tarla ziraati ya hiç yapılmamakta ya da minimum düzeyde yapılmaktadır. Buğday üretip kendi ekmeğini yapan köylü, ekmeğini artık köye gelen satıcılardan almaya başlamıştır. Köylüler domuz sürülerinin tarlalara verdiği zararı önleyemediklerinden ve üretim maliyeti ürün değerinden fazla olduğundan ekim yapılmamakta, tarlalar boz kalmaktadır.

Katırcılık

Tarla ziraatçiliğinden sonra en önemli gelir kaynağı katırcılıktı. Köyün kuruluşundan 20. yüzyılın ikinci çeyreğine kadar en önemli nakliye aracı katır ve beygirlerdi; köyler ve şehirler arası araba yolu yoktu, ulaşım sadece katır ve beygirlerle sağlanıyordu. Kızık Köyü, İstanbul’a ulaşan İpek Yolu güzergâhına yakındır. İstanbul’dan başlayıp Göynük ve Nallıhan’dan geçen İpek Yolu, Kızık Köyü’ne yürüyerek yaklaşık 10 saatlik mesafededir. Bu durum Kızık Köyü’nü katırcılığa teşvik etmiştir.

Katırcılar, Bolu’dan Eskişehir’e ve İstanbul’a mal taşımış, oradan aldıkları malları da başka şehir ve kasabalara para karşılığı taşımışlardır. Kazandıkları paralarla temel gıda ve giyim ihtiyaçlarını gidermişlerdir. Yakın köylerden aldıkları elma, armut gibi meyveleri depolarda saklayarak, bu meyvelerin kıt ve pahalı olduğu zamanlarda katır ve beygirlere yükleyip başka il ve ilçelerde satarak para kazanırlardı. Meyveler çamdan yapılan sepet ve sandıklara konularak katır ve beygirlerin semerlerine yüklenirdi.

Kızık Köyü’nde beygir yerine genellikle katır tercih edilirdi; katır beygire göre daha sağlam, kuvvetli, kanaatkâr ve masrafı az bir hayvandı — tek dezavantajı oldukça inatçı ve biraz ürkek oluşuydu. Köyde 14 katırcı bulunmaktaydı. 1950’li yıllardan sonra katırcılığın yerini kamyonculuk almıştır; Kızık Köyü’nde çok sayıda kamyon bulunması, süregelen nakliyecilik geleneğinin kamyonculuğa dönüşmesindendir.

Hayvancılık

Köyde sığır, keçi ve koyunculuk yapılmaktaydı; sığır çok az yetiştirilmiştir. 1844 yılında yapılan sayımda köydeki hayvan varlığı şöyle tespit edilmiştir: Sağman Kara Sığır 77, Kısrak 2; keçilerde sağılan (sağman) 465, erkek 109, sağılmayan dişi 130, erkek oğlak 158, dişi oğlak 173 olmak üzere toplam 1.035 keçi; koyunlarda sağılan (sağman) 68, erkek 9, dişi 9, erkek kuzu 7, dişi kuzu 15 olmak üzere toplam 108 koyun.

1844’te 1.035 karakeçiye karşılık yalnızca 108 koyun bulunması, koyun sayısının keçiye göre ne kadar az olduğunu gösterir. Bunun başlıca nedeni karakeçinin çevre ve iklim şartlarına olağanüstü dayanıklı olmasıydı: kolay hastalanmaz, kanaatkârdır, kışın hazır yemeye ihtiyaç duymadan arazide doyabilir, bulamazsa ağaçların sürgün ve kabuklarını yer. Yağmur derisine işlemez, tüylerinden içeri geçmez, hemen kayıp yere düşer; tüyleri kar tutmadığından karda da rahatça hareket edebilir, tırmanamayacağı bir engel neredeyse yoktur.

Karakeçinin yanında bir de tiftik keçisi yetiştirilirdi, ama karda gezdiğinde tüyleri kar tutup akşam eriyerek vücuduna işlediğinden karakeçi kadar dayanıklı değildi ve bu yüzden fazla tercih edilmezdi. Tiftik keçisinin kılına “tiftik” denir; kırkılıp eğrilerek ip yapılır, bu ipten çorap, iç çamaşırı ve fanila örülürdü — dayanıklı, yumuşak ve sıcak tutan, bu yüzden kıymetli bir malzemeydi. Şu anda tiftik ve yün, sentetik ve kimyasal maddelerin çıkmasıyla ekonomik önemini kaybetmiştir.

Köyün büyük ve geniş aile yapısına sahip olmasının başlıca nedeni de tarımın tamamen insan gücüne dayanması ve katırcılık, çobanlık, ziraat gibi geçim kaynaklarının hepsinin aynı anda yürütülmesi gerekliliğiydi — aile üyelerinin bir kısmı çiftçi, bir kısmı çoban, bir kısmı katırcı olmak zorundaydı. Ailenin çobanlığını yapan kişi keçileriyle birlikte sayada yatar, ertesi gün davarı otlatıp akşam yine sayaya dönerdi. Sayalar genellikle evden uzak, mera ve orman içinde, hayvanların suya ve yiyeceğe kolay ulaşabileceği elverişli yerlerde kurulurdu; kenarında çobanın yatıp kalktığı, yiyip içtiği bir kulübe de bulunurdu. Mahallelere göre saya yerleri şöyleydi: Halların sayası Harmankaya’da, Kocaalilerin sayası Öküzyatağı’nda, Kamelerin sayası Kuytu’da, Ahmatların sayası Kızılcapınar’da, Hacıimamların sayası Karapınar’da, Gödenlerin (Kemeloğullarının) sayası Başköy’de bulunurdu.

Cumhuriyetle birlikte ormanların devlet korumasına alınması ve karakeçinin ağaca/ormana verdiği zarar nedeniyle sahiplerine ağır cezalar verilmeye başlanınca, karakeçi yavaş yavaş terk edilip yerini koyunculuğa bırakmıştır. Kızık Yaylasında dönemin bir noktasında 15-20 bin koyunun gezdiği bilinmektedir. Bu sürülerin en büyüğü Mekteplinin (Hüseyin Yaman)‘e aitti; onun 10 binden fazla koyunu olduğu söylenir.

Ancak yünün para etmemesi, bakımının zor ve masraflı olması nedeniyle köyde zamanla hiç koyun kalmamıştır. Büyükbaş hayvan sayısında da büyük bir düşüş görülmektedir; yem maliyetlerinin yükselmesine karşılık hayvan ürünlerinin ucuzlaması bunun başlıca nedenidir.

Sanayi yeminin hiç bulunmadığı yıllarda köyde yerli sığır yetiştirilirdi — küçük yapılı, ince kemikli, açlığa ve susuzluğa son derece dayanıklı bir ırktı; olumsuz hava koşullarında bile merada doyabilirdi. Tarımın makineleşmesi, kimyasal gübre ve ilaçların kullanılmaya başlanmasıyla verim arttı; kaba yem ve saman fazlalığı oluşunca yerli sığırcılık yerini kültür ırklarına bıraktı. Köyde yetiştirilen kültür ırkları Montofon, Holstein ve Simental‘dir: Montofon açık sarı veya kahverengi renkte, sadece et verimi yüksek ve köyün iklimine iyi uyum sağlamış ama süt verimi düşük bir ırktır; Holstein siyah-beyaz alaca renkte, sıcağa ve soğuğa dayanıksız ve narin olup et değeri düşük ama süt verimi çok yüksektir, merada beslenmesi zordur; Simental ise süt veriminde Holstein kadar olmasa da et veriminde iyidir, köyün iklim şartlarına iyi adapte olmuştur ve şu anda köyde en çok tutulan ve beslenen sığır ırkıdır.

Köyde önceleri karakeçi, sonra koyunculuk revaçtayken, şimdi büyükbaş hayvancılık ön plana geçmiştir. Bir ara neredeyse tamamen terk edilmeye başlanan hayvancılık, hayvan fiyatlarının artması ve kaba yem temininin kolaylaşması sonucunda yeniden canlanmaya başlamış, büyükbaş hayvancılık rağbet görür hale gelmiştir. Bunun sonucunda köyde büyük ve modern ahırlar yapılmaya başlanmıştır.


Kaynak:
BOLU SEBEN KIZIK KÖYÜ (MEHMET ÖZÇELİK)
İstanbul – 2023