Dağlık bir bölgede kurulmuş olması, bir köyün geçimini sürdürmesini oldukça zorlaştırır. Tarım alanlarının azlığı zirai üretim imkânlarını sınırlamaktadır; neyse ki Kızık köyünün bitki örtüsü bir dereceye kadar küçükbaş hayvan beslemeye uygundur — bu nedenle köyde en fazla sahip olunan hayvan çeşidi keçi ve koyun olmuştur. Köylüler ihtiyaçlarını karşılamak için katırcılık, çiftçilik, demircilik, yevmiyecilik, hizmetkârlık, sepetçilik, beygircilik, imamlık ve hatiplik gibi çeşitli meslek dallarına yönelmiştir. Araştırmaya konu olan dönemde, köyün bağlı olduğu kazanın müdürü de Kızık köyündendir: Hacı Sofu’nun babası, Mektepli Hüseyin Yaman’ın dedesinin babası, adı Ahmet olan “Kara Müdür”.
Bir köyde halkın çoğunluğunun çiftçilik yapması beklenir, ancak Kızık’ta durum farklıdır: köydeki erkeklerin %13’ü katırcılık yapmaktadır, bunu yaklaşık %10’luk dilimlerle yevmiyeci ve çiftçiler izler. Rençberler çiftçi sayılırsa çiftçiler ikinci sıraya yükselir. Bunları %7-8’lik oranlarla demirci, hizmetkâr ve sepetçiler takip eder — bunun başlıca nedeni köy arazisinin az ve sarp oluşudur.
1844 vergi kayıtlarına göre köydeki meslek dağılımı (Tablo 7):
- Katırcı: 14
- Yevmiyeci: 11
- Erbâb-ı Ziraattan (çiftçi): 10
- Demirci: 9
- Hizmetkâr: 8
- Sepetçi: 8
- Askerde: 7
- İhtiyar ve nâtüvan (yaşlı/güçsüz): 7
- Çoban: 7
- Bargirci: 5
- Talebe: 4
- İmam/Hatib: 4
- Rençber: 3
- Diğerleri: 10
- Toplam: 117
- yüzyılda köyü karakterize eden katırcılık, özellikle arabayla taşımanın zor olduğu engebeli bölgelerde nakliye hizmeti veren bir meslekti; köylülerin sahip olduğu 42 katırın önemli bir kısmı başka köylerin işlerini de görüyordu. Yaşlı köylülerin anlattığına göre katırcılar ağırlıklı olarak meyve taşımacılığı yapıyor, köyde yetişen Abbâsî armudu başta olmak üzere çeşitli meyveleri ve Seben’den aldıkları elma-armutları Bolu’ya, hatta Ankara ve İstanbul’a kadar götürüp satıyorlardı. İlginç bir gözlem: komşu köylerde birkaç kamyon varken Kızık’ta 30 civarında kamyon bulunuyordu — bu, köyde uzun süredir yapılan katırcılığın, motorlu araçların yaygınlaşmasıyla kamyonculuğa evrildiğini, katırcılıkla biriktirilen sermayenin kamyon almak için kullanıldığını düşündürmektedir.
Yevmiyeciler kol gücüyle geçinen, başkasının işini yapıp karşılığında ücret alan kişilerdi; hizmetkârlar ise zengin ailelerin işlerini yürütüyordu — bu meslek grubunun sınırlı tarlaya sahip, fakirlerin tercih etmek zorunda kaldığı bir alan olduğu anlaşılmaktadır. 9 ailenin demirci olması dikkat çekicidir; bu sayı, köydeki demirciliğin yalnızca köy ihtiyacını değil çevre köylerin ihtiyacını da karşılayan bölgesel bir faaliyet olduğunu düşündürmektedir — muhtemelen balta, keser, kazma, çapa, orak, tırpan gibi malzemeler üretiliyordu; bu üretim, azalarak da olsa 20. yüzyılın son çeyreğine kadar sürmüştür.
Sepetçilik de köyü karakterize eden bir diğer meslekti: 8 aile geçiminin bir kısmını sepetçilikten sağlıyordu. Küçük sepetler söğüt dallarından, orta-büyük boy sepetler fındık dallarıyla çam levhalarından, battal boy sepetler ise kalın fındık dallarından yapılıyordu — köydeki yabani fındık ve söğüt bolluğu sayesinde malzeme bulmakta zorluk çekilmiyordu.
Orman köyü olmasına rağmen köydeki eğitim düzeyi hiç de düşük değildi: 1844’te iki genç Kütahya’da medresede okumaktaydı, iki genç daha talebe-i ulûmdandı; köyde iki imam, iki hatip vardı, ayrıca köylülerden Ahmed, köyün bağlı olduğu Pavli (Gerenözü) kazasının müdürüydü. Bu eğitim geleneği ivmeleniyor olmalı ki 20. yüzyılda köyden çok sayıda öğretmen ve diğer meslek erbabı yetişmiş, 1970’lerde Kızık, Seben ilçesi köyleri arasında ilköğretim sonrası okula devam oranı en yüksek köylerden biri olmuştur.
Hayvanların bol olduğu köyde çobanlık da doğal olarak önemli bir meslekti: kayıtlara göre 7 kişi çobanlık yapmaktaydı — altısı davar (koyun-keçi), biri sığır çobanıydı; tabloda “diğerleri” kategorisindeki hergeleci ise muhtemelen köyde bol bulunan katır ve beygirlerin bakımıyla ilgileniyordu.
Sonuç
Bolu’nun 43 km güneybatısında bulunan Kızık köyü verimli topraklara sahip değildi; orman köyü özelliği daha belirgindi ve işlenebilir toprak sınırlıydı. 1844’te de yetiştirilen tahıl miktarı nüfusun ihtiyacını karşılamıyordu, bu yüzden köylülerin önemli bir kısmı başka mesleklere yöneldi — bunların başında katırcılık geliyordu. Bir yanıyla nakliye, diğer yanıyla ticaretle ilgili olan bu meslek, icra edenlere orta gelir düzeyinin üzerinde imkânlar sağlıyor, köyün nispeten varlıklı kesimini oluşturuyordu; köylüler modernleşmeyle birlikte katırlar yerine kamyonlarla bu taşımacılık geleneğini sürdürdüler.
Demirci sayısının köy ihtiyacının üzerinde olması, bu mesleğin bölgesel bir faaliyet olduğunu düşündürmektedir; benzer şekilde sepetçilik de köyü karakterize eden mesleklerden biridir — meyve taşıyan katırcıların sepet kullanması, sepetçiliğin katırcılıkla ilişkili olarak yaygınlaştığını akla getirmektedir. 20. yüzyılda sandıkların devreye girmesiyle sepet ihtiyacı azalacaktır.
Köyün 1844’teki eğitimle bu denli ilişkisi (iki imam, iki hatip, bir kaza müdürü, dört medrese öğrencisi — yaklaşık 350 nüfuslu bir köy için önemli bir rakam), köyde güçlü bir eğitim geleneği olduğunu göstermektedir. Yaşlı köylülerin anlattığına göre bir dönem köyden bir Bolu kadısı da çıkmıştır — nitekim köydeki sülalelerden birinin adı **”Kadıoğulları/Kadıgiller”**dir. Köylülerin okumaya verdiği önemin, şehirle sürekli irtibat halinde olan katırcıların bilgi ve görgüsünün yüksek olmasıyla da ilişkili olabileceği düşünülmektedir.
— Prof. Dr. Arif Bilgin
Kaynak:
BOLU SEBEN KIZIK KÖYÜ (MEHMET ÖZÇELİK)
İstanbul – 2023