Kızık Köyü’nde Geçim Kaynakları: Yevmiyecilik, Demircilik, Hizmetkârlık ve Sepetçilik

Toprağı az veya hiç olmayan köylüler, geçimlerini sağlamak için tarla ziraati ve hayvancılığın dışında farklı el işleri ve hizmetlere yönelmişlerdir. Bunlardan bazıları şöyledir:

Yevmiyecilik

Genellikle ekecek toprağı çok az veya olmayan kişiler, yevmiyecilik yaparak geçimlerini sağlamaya çalışırlardı. Bunların sayısı 1844 yılı vergi sayımında 11 kişidir. Bu kişiler çeşitli işleri ustalıkla yapar, bu işleri yaptırmak isteyenler onları çalıştırırdı. Daha ziyade varlıklı ailelerin işlerini yaparak para veya buğday alarak geçinmeye çalışırlardı. Bu kişiler aynı zamanda herkesin yapamadığı ustalık işlerini de üstlenirdi — ev yapımı ve tamiri, takım yapımı, araba yapımı gibi işleri günlük ücret karşılığında yaparlardı.

Demircilik

Köyün veya komşu köylülerin kazma, kürek, çekiç, orak, saban demiri, araba aksamı gibi işlerini yaparak geçimlerini temin ederlerdi. Kızık Köyü yarı göçebe yaşayan bir topluluktu; yazları hayvanlarının ihtiyacı ve bakımı için yaylaya, sonbahar ve kışın köylerine göçerlerdi. Demirciler de köylülerle birlikte yaylaya ve köye konup göçerlerdi. Yaylada “Körükler Yanı” diye bir yer adı vardır — Dereceören Yaylası’nın arkası, Kızık Yaylası’nın batı tarafı. Zamanında orada demircilik yapıldığı kalıntılardan bellidir. Ayrıca soyadı Yılmaz olan Koca Sarhoş ve Arif Çavuş’un demircilik yaptıkları bilinmektedir; bu sanat atalarından kalmıştır. Demircilerin sayısı 9’dur.

Bu demirciler sanatlarını herkese değil, babadan oğula kendi ailelerine öğretmiştir. Serhoşlar ve aynı ailenin akrabası Arif Çavuşlar, adı bilinmeyen bazı ailelerle birlikte yaylada Körükler Yanı mevkiinde demircilik yapmıştır — burası Sami Kama’nın evinin batı tarafına denk gelir; demirin suyunu Kamelerin Kuyusu’ndan almışlardır. Bölgeye “Körükler Yanı” denmesinin nedeni, demircilerin körüklerinin orada bulunmasıdır. Oraları gezildiğinde çok sayıda “demir boku” (demirin ateşte kızdırılıp dövülmesi sonucu geriye kalan kalıntı) ile karşılaşılır — bu meslek için gerekli olan ağaç ve su kaynağının bir arada bulunması nedeniyle Körükler Yanı elverişli bir yerdi.

Hizmetkârlık

Köyde üretilen buğdayın yetmediği bellidir. Bazı topraksız aileler, zengin ailelere çok az bir ücretle ya da boğazı tokluğuna çalışırlardı. Bu çalışanlara hizmetkâr denir. Bazıları geçimlerini hizmetkârlıkla sağlamıştır; bunların sayısı 8’dir. Köyün toprak dağılımı adil değildi — bazı aileler fazla, bazıları az ve verimsiz toprağa sahipti, hatta hiç toprağı olmayan aileler de vardı. Ziraat, hayvancılık ya da taşımacılık yapamayan bu kişiler, zengin ailelere aylık ya da yıllık ücretle hizmetkârlık yaparak geçinirdi. Örneğin, Mektepliler ailesinde 8-10 hizmetkâr, 5 çoban ve 5 çift öküz bulunduğu bilinir; benzer durumun dönemin diğer zengin ailelerinde de olduğu söylenir.

Sepetçilik

Sepetçi bir aile çocuğu olduğu için Mehmet Özçelik bu konuda özel bir bilgiye sahiptir: dedesi, kardeşleri ve amcasının çocukları bu işi yaparlardı. Sepet genellikle çam ağacından yapılır — çamdan yapılan sepetler daha sağlamdır, ancak her çam bu işe elverişli değildir; lifleri düzgün, budaksız çamlar seçilir ve bu bir ustalık işidir. Kasnak ve sepet için uygun ağaca “kös” denir — budak sayısı az, budakları aynı hizada, lifleri düzgün olmalıdır. Bu meslek, Cumhuriyet döneminde orman cezalarının artması, taşımacılığın kamyonlara geçmesi ve plastik sepet-leğenlerin ortaya çıkmasıyla tamamen ortadan kalkmıştır.

Önce çamlar seçilir, belli uzunlukta kesilerek tomruklarından sepetlik ve kasnaklık tahtalar çıkarılır. Bu tahtalar balta ile bir veya yarım santim kalınlığında, ağacın başından sonuna kadar yarılır. Yarılan tahtalar rendelenir; bazıları dişli demirle bükülerek argaç haline getirilir, bükülmeyenlerden ise eriş yapılır. Argaçlar boyuna, erişler enine gelecek şekilde örülerek sepetler oluşturulur.

image7

Sepet çeşitleri de kullanım amacına göre değişirdi: en büyüğüne karakap sepeti denirdi — yaylaya ya da köye yapılan göçlerde tava, tencere, çanak, çömlek gibi kap kacak bu sepete konurdu. Biraz daha küçüğü saman sepetiydi; ortasına takılan ip omuza asılarak samanlıktan ahıra saman taşınırdı. Ondan küçüğü denk sepetiydi ve 80-90 kg kadar armut ve elma alırdı — bunlardan iki tanesi katırın ya da beygirin semerinin iki tarafına iplerle bağlanırdı. Daha küçüklerine ise tezgere denirdi ve elde taşınırdı. Fındık dallarından yapılan sepetler de vardı; bunlarla saman taşınır ya da içine saman doldurularak hayvanların önüne konur, buna sele adı verilirdi. Söğüt dallarından yapılan daha küçük sepetler ise kadınların çamaşır ve bez saklaması için kullanılırdı.

Sepet yapımında çamdan elde edilen tahtaların bir kısmı bükme demirinden geçirilerek yuvarlak hale getirilir; biri çember şekline getirilip uçları dikilirdi. Bu dikiş işi, sert bir ağacın inceltilmiş yongasıyla, bıçak yardımıyla tahtanın uçlarından geçirilerek yapılır ve uçlar sabitlenirdi. Çember şeklindeki bu tahtanın içine diğer tahtalar başlarından sonuna kadar rule şekline getirilip bükülerek sokulur, tokmakla vurularak çemberin içine tamamen yerleştirilirdi. Üç veya dört tahta alanına bir top kasnak denirdi. Kasnakları Romanlar alır, onlardan elek ve kalbur yaparlardı. Gerek sepetler gerekse kasnaklar oldukça para ederdi — bu da önemli bir geçim kaynağıydı. Bu işi 8 kişi yapmaktaydı.

Kaynak:
BOLU SEBEN KIZIK KÖYÜ (MEHMET ÖZÇELİK)
İstanbul – 2023