19. yüzyılın ikinci yarısında, Kuzfındık Köyü’nden iki kardeş delikanlı Kızık Köyü’ne gelip çobanlık dururlar — biri Topallara (Hasan Üzen’in annesinin ailesine), diğeri Çömezlere (Sarı Abdullahlar’a). Yıllarca boğaz tokluğuna çobanlık yaparlar. Topallardaki çoban bir kusur işleyince evin hanımı çok kızar, “akça köpeğin pamukçuya zararı olur” diye söylenir; delikanlı bu söze gücenip Güney Mahalle’nin kuzeyindeki Karasanlar mevkiine doğru gider ve bir daha ne ölüsünden ne dirisinden haber alınır. Çömezlerdeki çoban ise kalır; her gün davarlarını Karasanlar’a doğru kaval çalarak güderken, Şüşükler ailesinin kızı Hanife onun önüne çıkmaya başlar — kız çobana âşık olmuştur.
(Şüşükler diye bir aile vardı; bu aileden biri şişerek öldüğü için aileye “Şişikler” denmiş, bu da söylene söylene “Şüşükler” olmuştur.) Kızın çobanın önüne çıktığı herkesçe görülünce, mahallenin ileri gelenlerinden Koca Hacı İmam “olmaz böyle, bunları nikâhlayalım” der ve çobanla kızı evlendirirler. O sırada 93 Harbi (Rumi 1293, miladi 1876-1877 Osmanlı-Rus Savaşı) çıkar; devlet köylerden asker toplamaya başlar, Kuzfındık’a da gelirler. Çömezlerin çobanının babası, oğlunu askere çağırdıkları için Kızık’a gelip oğlunu ve gelinini köyüne götürür. Oğlan askere gider, bir süre sonra şehit olduğu haberi ve künyesi gelir — Hanife o sırada hamiledir. Kuzfındık’ın delikanlıları Hanife’yi almak için birbirleriyle rekabete girip onu rahatsız etmeye başlayınca, Hanife bir gün gizlice kaçıp Kızık’a, baba ocağına döner. Zamanla oğlu doğar, adını Mehmet koyarlar (eskiden Kızık Köyü’nde Mehmet’e “Mümmet” denirdi); aile de sonradan “Şişik (Şüşük)” lakabını alır.
Şüşük, oldukça nüktedan ve şakacı bir kişiliğe sahipti; anlattığı hikâyelerle çevresini hem güldürür hem düşündürürdü. Çocukken bile komikliğiyle bellidir: zengin komşuları Hacı İmamlar tarlalarında yemek yerken küçük Mümmet’le annesi oradan geçtiğinde, “gelin, makarna yiyelim” diye seslenirler; annesi Hanife “benim oğlum makarna yemez” deyince, Mümmet “olmayınca s… mi yesin” diye karşılık verir — bunun üzerine ikisi de sofraya buyur edilir. Köye asker toplamaya zaptiyeler (jandarmalar) geldiğinde Mümmet’i de götürmeye kalkışırlar; annesi Hanife elbisesinin içine yastık koyup hamile süsü vererek zaptiyelerin üzerine sopayla yürür, “utanmıyor musunuz, hamile halimde kocamı alıp götürmeye, başka kimsem yok” diye bağırır — zaptiyeler acıyıp Mümmet’i bırakırlar, böylece askerlikten kurtulur.
Mümmet (Şüşük), Ali Osmanların kızıyla evlenir; Tahir, Arif ve Fatma adlı üç çocuğu olur. Tahir, Ömerlere damat girer; ondan Fatma, Ömer ve Seher doğar. Arif önce Rahime adlı bir kadınla evlenir, bu evlilikten Bahire adlı bir kızı olur; ayrıldıktan sonra Ahmatlar’ın Hacı Mehmet’e damat girer, Şuayip, Abbas ve Mehmet adlı çocukları olur. Fatma ise Hacı İmamların Hasan’la evlenir, Mustafa, Meryem ve Esma adlı çocukları olur. Arif ve Fatma da tıpkı babaları gibi konuşurken herkesi güldürürdü — yazar, akraba olduğu Arif’e “enişte” diye hitap ettiğini, bir keresinde “enişte, sen biraz yalan söylüyorsun gibi geliyor bana” dediğinde “Oğlum, yalan söylemezsen lafın tadı çıkmaz, lafın tadını yalan getirir” cevabını aldığını anlatır. O dönem yaşam tamamen tarım ve hayvancılığa dayalıydı; tarlası çok ve verimli olan, yiyeceği ve hayvan yemi bol olan zengin sayılırdı. Şüşük’ün arazisi az ve verimsiz olduğundan hayvanı da azdı, yoksuldu; buğdayı samanı tükendiğinde günlerce yüzükoyun yatar, kimseyle konuşmazdı. Oğulları Tahir ile Arif’i zengin ailelere çoban çıraklığına vermiştir.
1900 yılında çıkan yangında Bolu Yıldırım Beyazıt Camisi’nin ahşap yapısı tamamen yanmış, yerine taştan bir cami yapılmasına karar verilmiş, inşaat 1902‘de tamamlanmıştır; yapımını Andon Kalfa başta olmak üzere Ermeni ustalar üstlenmiştir. Bu caminin yapımı için civar köy ve yayla halkı imece usulü çalıştırılmış, Şüşük de taş taşıyarak katkıda bulunmuştur.
Şüşük sonradan çerçilik ve yumurta ticaretine başlamış; beygiriyle civar köylerden yumurta toplayıp satarak geçimini sağlamıştır. Bu ticaret sırasında komşu Kuzgölcük Köyü’nden dul bir kadınla anlaşıp ikinci evliliğini yapmış, bu evlilikten oğlu Yakup dünyaya gelmiştir — ileride kendi yazısında anlatacağımız Yakup ÇAKMAK (Yakup ÇAVUŞ)‘tur; Yusuf, Yunus, Ayşe, Aynur ve Aysel adlı beş çocuğu olmuştur.
Hasan Akman (Efe), henüz 8-10 yaşlarındayken Şüşük’le birlikte çepiş (keçi yavrusu) gütmeye giderdi. Bir gün yağmur, şimşek ve gök gürültüsü başlayınca Şüşük her çakımda “La kaç, geliyorlar!” diye kendini yere atıp taşların arkasına saklanır, küçük Efe de korkuyla ona eşlik ederdi — rahmetli Efe, ölünceye dek gök gürültüsünden korkmuş, bu korkusuna “Koca Şüşük sebep oldu” dermiş; gök gürlediğinde yayla evinde “yüklük” denen rafın altına saklanıp üstünü tamamen örttürürmüş.
Şüşük yaşlanınca kendisine “Koca Şüşük” denilmeye başlanmıştır. “Haydi Mümmet Dayı, yas ediver” dendiğinde ağlama taklidi yapar, üzüldüğü bir konu hakkında ağlar gibi söylenirdi. Torunu Yunus, yazarın en yakın çocukluk ve oyun arkadaşıydı; bir gün Yunus’un evinde misafircilik oynarlarken Koca Şüşük yatağından kalkıp ağlamaya başlayınca yazar korkmuş, Yunus “dedem yas ediyor” deyince ne olduğunu anlamadan evine kaçmıştır.
Koca Şüşük’e ne zaman öleceği sorulduğunda, “Azrail Çatak Kaşı’nı çıkamıyormuş, ben kolay kolay ölmem” diye espri yapardı — Çatak Kaşı, Mezarlık ile Güney Mahalle arasındaki dik bir yokuştur. 1961 yılı Ocak ayında, soğuk bir kış günü vefat etmiştir; öldüğünde çok kar yağmış, cenaze namazı kılınıp defnedilene kadar şiddetli kar yağışı sürmüştür. Cenazesi, köye sonradan katılanların gömüldüğü Garipler Mezarlığı‘na konmuştur — Köy Mezarlığı’nın en batısında, Aşağı Mahalle’den Kuz Mahalle’ye giden yolun kenarındadır. Allah rahmet eylesin, mekânı cennet olsun.
Kaynak:
BOLU SEBEN KIZIK KÖYÜ (MEHMET ÖZÇELİK)
İstanbul – 2023