Cumhuriyet Öncesi Kızık Köyü’nde Eğitim


Kızık köyü, coğrafi şartları nedeniyle bir dağ ve orman köyü olmakla birlikte, Bolu, Eskişehir, Ankara gibi şehirlere ulaşımı sağlayan İpek Yolu’na yakın bir konumdadır. Cumhuriyet öncesinde ulaşım ve nakliye katır ve beygir gücüyle yapılırdı; bu işi yapanlara katırcı denirdi. Kızık Köyü’nde 1844 yılında vergi gelirleri için yapılan sayımda köylünün en fazla katırcılıktan kazanç sağladığı, ikinci sırada ise tarla ziraatinin geldiği görülür. Katırcılar çevre il, ilçe ve köyleri gezip çok iyi tanıdıklarından, köyde yaşayanlara göre daha bilgili ve görgülü oldukları düşünülmelidir. Katırcı olabilmek için iyi bir matematik bilgisine ve okuma yazmaya ihtiyaç duyulacağından, bu kişilerin kendilerinin ve çevrelerinin eğitime önem verdikleri düşünülmektedir. Bu durum, köyün eğitime daha yakın olmasını ve eğitimden yararlanmasını sağlamıştır. Kızık Köyü bugün eğitim öğretim yönünden Bolu’da ön sıralardadır; bunun nedenlerinden biri de eskiden eğitim durumunun iyi olmasıdır.


1844 yılında yapılan sayımda gelir kaynakları şöyledir:

MeslekElde Edilen Gelir
Katırcılık7.900 kuruş
Tarla Ziraati7.442 kuruş
Hayvancılık4.169 kuruş
Sepetçilik1.757 kuruş
Demircilik2.250 kuruş
Çobanlık1.520 kuruş
Hizmetkârlık1.520 kuruş
Yevmiyecilik1.932 kuruş
Diğerleri5.310 kuruş


Meslekler ve bu mesleği yapanların sayıları:

MeslekKişi Sayısı
Katırcı19
Yevmiyeci11
Ziraat Erbabı11
Demirci9
Hizmetkâr8
Sepetçi8
Çoban7
Askerde7
Talebe4
İmam Hatip4
Diğerleri18


Katırcılığı dönemin nakliyeciliği, hatta kamyonculuğu olarak görmek mümkündür. Kızık Yaylası’nda su gücüyle çalışan bıçkılarda üretilen kereste de öküz arabalarıyla Akçakoca, Beypazarı ve Nallıhan’a taşınır, bu da ayrı bir gelir kaynağı olurdu. Cumhuriyet kurulduktan sonra, 1950’li yıllarda karayollarının yapılmaya başlanması ve kamyonların ortaya çıkmasıyla köyün katırcıları ve taşımacıları kamyon alıp nakliyeyi kamyonla yapmaya başladılar; kamyonculuğun temeli böylece katırcılığa dayanmaktadır. Bu nedenle il genelinde 1990’lı yıllara kadar en fazla kamyona sahip köylerden biri de Kızık Köyü’ydü.


1844 yılında köyde iki imam, iki hatip, bir kaza müdürü ve dört de medrese öğrencisi bulunmaktaydı. Cumhuriyet öncesi devirlerde köyde imamların ve medrese öğrencilerinin bulunması, köylüyü etkileyip eğitime ilgi duyulmasını sağlamış olmalıdır. Ayrıca köyden Bolu’da kadılık yapan birinin olduğu, Pavli Nahiye Müdürü’nün de Kızık Köyü’nden olduğu bilinmektedir; bu kişinin Midiller sülalesinden olduğu, müdüre Kızık şivesinde “midir” dendiği, Hüseyin YAMAN (Mektepli)‘nin dedesi Koca Sofu’nun babası olduğu söylenir.


Güney Mahalle’de Hacı İmam Hoca, medrese eğitimi görmüş, Kur’an’ın anlamını bilecek kadar Arapça bilen bir kişiydi; köy ve civar köylerden, il ve kasabalardan dini konularda kendisinden fetva alındığı rivayet edilir. Bugünkü Hitit soyadlı ailenin (Hatipoğulları) en büyük atasıdır; köyün İmam Hatibi olarak Cuma namazlarını, köyün merkezi konumundaki Ören‘de bulunan Cuma Camisi’nde kıldırırdı. Hacı İmam Hoca’nın oğlu Ahmet (Topuzel)‘in de medrese eğitimi gördüğü ve iyi bir hoca olduğu söylenir. Bilginler Sülalesi’nin (Kırık Oğulları) dört oğlundan üçü — Molla Arif, Molla Ahmet, Molla Hüseyin — medrese eğitimi görmüş, yalnız Molla Hüseyin eğitimini tamamlayarak hoca olmuş ve kendisine Molla Hüseyin Hoca denilmiştir; Arapça ve Kur’an-ı Kerim’in anlamını bilen, çevresinde saygın, dini konularda kendisine danışılan bir hoca olduğu anlatılır. Molla Arif’in Ali, Hasan ve Ahmet adlı oğulları da okuyup hoca olmuşlardır. Aşağı Mahalle’den Hecem Hoca (Kızık Muhtarı Enver Kutlu’nun babaanne tarafından büyük dedesi İsmail Yılmazer) de medresede okumuştur; dini bilgilerin yanında tarih, astronomi, matematik gibi temel bilimlere de hâkim, bilgili ve donanımlı biri olarak hatırlanır.


O dönemde Kur’an’ı okuyacak düzeyde Arapça, Türkçe mektup yazabilecek kadar da Osmanlıca öğretilirdi. Osmanlıca ve Arapça okumak nispeten kolay olmasına karşın, Osmanlıca alfabeyle Türkçe yazmak zordu; bu nedenle okuma ile yazmayı ayrı ele almak gerekir — adam okuyabilir ama yazamazdı. Osmanlıca’da S harfi inceliğine göre sad veya sin ile, K harfi kef veya gaf ile, T harfi te veya tı ile, N harfi normal nun veya genizden okunan kâfinun ile yazılır; harekenin bulunmayışı ve elif, vav, y, he harflerinin sesli harf yerine kullanılması, bu ayrımların öğrenilmesini uzun bir eğitim gerektiren bir iş hâline getirirdi. Osmanlı alfabesi, temeli Arap alfabesi olmakla birlikte 34 harfiyle, 29 harfli Arap alfabesinden gef, kâfinun, p, ç, j harfleriyle ayrışırdı.


Kızık Köyü, engebeli arazi yapısı ve düşük verim nedeniyle tarla ziraatini tek başına yeterli bir geçim kaynağı bulamamış, bu yüzden köylüler diğer geçim kaynaklarına yönelmiştir — bunlardan biri de imamlıktı. Cumhuriyet öncesi ve Cumhuriyetin ilk yıllarında imamları köylü ya da mahalleli aylık/yıllık pazarlıkla tutar, imamın yeme, içme, barınma ve yakacağı köylü tarafından karşılandığından oldukça iyi bir gelir kaynağı sayılırdı; genellikle ağır işleri yapamayacak, özellikle güzel sesli çocukların okuyup imam olmaları teşvik edilirdi.


20. yüzyılın başlarında komşu köy Kuzgölcük’te bir medrese bulunduğu, Kızık’tan bazı gençlerin burada eğitim aldığı bilinmektedir. Güney Mahalle’de Koca Ahmet (Göcemet) Hoca’nın yetiştirdiği çocuklar iyi bir okuma öğrenmiş; Kuzey Mahalle’de ise, aslen Hasmiller sülalesinden olup Güney Mahalle’ye Hasancalar Ocağı’na damat giren Hafız Hoca (İlyas Akman’ın babası, Hasan Akman/Efe’nin dedesi), uzun yıllar hocalık yaparak çocuklara iyi derecede okuma ve Osmanlıca yazma öğretmiştir. Hafız Hoca’dan sonra Kuzgölcük Köyü’nden Köy Kâtibi Mehmet ÖZDEMİR (Öğretmen Sayın Özdemir’in babası) çocukları okutmuş; onun yetiştirdiği Recep Gülen, Fatma Gülen Kayrancı, Sıdıka Korkmaz Bayramoğlu, Mustafa Güden gibi öğrenciler Kur’an’ı Kerim’i okuma, Osmanlıca okuma ve yazmayı çok iyi derecede öğrenmişlerdir. Dönemin muhtarı, yazarın babaannesinin babası Göden Hüseyin Ağa (Hüseyin GÜDEN), bazı itirazlara rağmen büyük gayret göstererek 1928 yılında, Harf İnkılabı ile birlikte köyde ilkokulun diğer köylerden önce açılmasını sağlamıştır.


Köyden yetişen çok sayıda imam ve okumuş kişinin, çevre köy ve il-ilçeleri gezip gören katırcıların varlığının, köy geçim kaynaklarının kıtlığının, imamlığın özendirici bir meslek olmasının ve ilkokulun çevre yerleşim yerlerine göre erken açılmasının; köyde okumaya ve eğitime önem verilmesine yol açtığı anlaşılmaktadır. Bu durum ileriki yıllarda velilerin de en az ilkokul seviyesinde eğitim almalarını, eğitime olumlu bir tutum geliştirmelerini sağlamış ve sonuçta Kızık Köyü’nü il ve çevre ilçeler arasında eğitim yönünden ileri bir konuma taşımıştır.


Not: 1844 tarihli vergi sayımının meslek ve gelir dağılımı, “Meslekler, Eğitim ve Refah” başlıklı yazımızda Prof. Dr. Arif Bilgin’in değerlendirmeleriyle de ayrıca ele alınmaktadır.



Kaynak:
BOLU SEBEN KIZIK KÖYÜ (MEHMET ÖZÇELİK)
İstanbul – 2023