Ali Osman


Meterelliözoğullarından Aliosmanlar sülalesinden, soyadı Gülen olanlardan Ali Osman GÜLEN‘dir. Ayağı topal olduğu için kendisine “Ali Osmanların Topal Ağa” (Aliosmanların Topalı) denirdi. Rumi 1322, miladi 1906 doğumlu olup Ali Osman, Mehmet, Recep ve Fatma adlı dört kardeşin en büyüğüdür; annesi Göden Hüseyin Ağa‘nın kızıdır. Çocuk yaşlarda buğday kilerine oynamak için girdiğinde orada bulunan dolu tüfeğin patlaması sonucu ayak bileğinden yaralanmış ve topal kalmış, ayağının dışıyla basar olmuştur. Ailesi köyün en yoksul ailelerinden biriydi; çocukluğu yoksulluk içinde geçmiştir.

01 ali osman aile fotografi


Hanımı, Hüseyin Çiftçi’nin (Gümrük) ablası Fatma‘dır. Ali Osman’ın bir oğlu, bir kızı olmuştur. Kızı Hatice, aynı köyden Orman Muhafaza Memuru Hasan Bayramoğlu’nun eşidir; Ferhat ve Fuat Bayramoğlu’nun annesidir — Ferhat birkaç yıl öğretmenlik yaptıktan sonra Sakarya’da ticarete atılmış, emekli olup halen Sakarya’da yaşamaktadır; Fuat Bayramoğlu ise Bolu Merkez İlçe’de Atatürk İlkokulu’nda müdür olarak çalışmaktadır. Oğlu Servet, 1962 yılı sonbaharında Seben Tepe Köyü’nden Aysel adlı bir kızla evlenmiş — gelin almaya amcasının oğlu Niyazi Gülen’in Austin marka kamyonuyla gidilmiştir. Servet bir iki yıl evli kaldıktan sonra eşinden ayrılmış, sonrasında tembelliğe vurup ev işlerinde babasına yardımcı olmamış, 1990’lı yıllarda vefat etmiştir.


Ali Osman Dayı, okuma yazma bilmediği halde iyi bir ustaydı: her türlü inşaat işinden, ağacın iyisini kötüsünü bilir, yapılarında kötü ağaç kullanmaz, kullansa bile ev sahibine kullandığı ağacın özelliklerini anlatırdı. İyi bir çiftçiydi; toprağın tavının gelip gelmediğini, ekim zamanını bilir, kendi sabanını kendisi yapıp tarlasını usulünce sürerdi. Saban yapmak ustalık isteyen bir işti — herkes yapamaz, yapsa da her sabanla iyi çift sürülmezdi; Ali Osman’ın yaptığı sabanlar tarlayı “tereyağından kıl çeker gibi” sürer, ne öküzleri ne süreni yorardı. İyi bir ahşap yapı ustasıydı — o devirde köyde binalar hep ahşaptan yapılır, bina yaptıranlar onu çağırıp yevmiyeyle çalıştırırdı. Öküz arabası yapımında da ustaydı; dingil ve tekerlek ayarını iyi bilmek gerektiğinden bunu herkes beceremezdi, Ali Osman Dayı ise bu işi de iyi yapardı. İş elbiselerinin dirsek, diz ve arka kısımlarını otomobil iç lastiğinden (şamdiyel) yamalar, bunları uzun süre hiç eskitmeden kullanırdı. Ekmek ve hamur işleri, yemek yapımı, kaymak-yoğurt-peynir gibi süt ürünleri ve dokuma tezgâhı yapımı ile dokuma işlerini de bilirdi.


Okuma yazma bilmemesine karşın eğitime ve eğitim almış kişilere saygı duyardı. “Ayak ayakkabının içinde oynayacak” derdi — ayakkabının ayaktan biraz büyük olmasının, soğukta üşümemek için birkaç çorap giyilebilmesini sağladığını, bunun tamamen doğru bir söz olduğunu anlatırdı. Hayvan hastalıklarından da iyi anlardı: köyde bir şap hastalığı salgınında, hastalanan sığırlarını kapalı bir yere alıp ormandan getirdiği taze kırtılları (çam ve köknar ormanlarında yetişen iğne yapraklı bir çalı) yakmış, çıkan yoğun duman hayvanların ayaklarına temas ettiğinde sığırları herkesinkinden çabuk iyileşmiştir — “Atalarımdan böyle gördüm, bu kırtıl dumanı şap hastalığına iyi gelir” dermiş. Hayvanların çıkıklarını yerine getirir, kırıklarını sarardı.


Bir gün yazarın babası öküzlerini Ali Osman’a nallattığında, ihtiyarlığına rağmen bu işi hâlâ yaptığı için hak ettiğinden biraz fazla para vermiş; Ali Osman Dayı çok sevinmiş. Babası sonradan “Ben daha böyle güzel nal çakan, böyle güzel öküz nallayan kişi hiç görmedim” demiş, o günden sonra öküzlerini hep ona nallatmışlardır — nalbantlık, usulü bilinmezse hayvanın sakat kalabileceği, bilgi ve ustalık isteyen bir iştir.


Gözleri çakır (mavi) idi; bu yüzden mi bilinmez, nazarının değdiğine inanılırdı — önce yere, sonra göğe bakıp gözünün gücünü giderdikten sonra bakacağı şeye baktığı, aksi halde iyi bir çocuğa ya da hayvana baktığında onu huysuzlaştırıp hastalandıracağı söylenirdi. Bir temmuz ayı ot biçim zamanı, komşusunun yeni aldığı tırpana “bir bakıver” demesi üzerine Ali Osman iki defa salladığı tırpanın köstebek toprağına denk gelip ortadan ikiye ayrıldığını, bunun “Ali Osman’ın nazarı değdi” diye yorumlandığını yazar anlatır — kendisi bu tür hikâyeleri çok duymuş, ama nazarının değdiğine hiç şahit olmamıştır.


İyice yaşlanıp elden ayaktan kesilince eşi Fatma, oğlu Servet ile birlikte Seben Merkez’de kızı Hatice’nin yanına gitmiş; bazen kızının evinde, bazen kendisi için yapılan tekerlekli ahşap karavanda kalmıştır. 1990’lı yıllar içinde oğlu, eşi ve kendisi vefat etmiştir. Allah rahmet eylesin.



Kaynak:
BOLU SEBEN KIZIK KÖYÜ (MEHMET ÖZÇELİK)
İstanbul – 2023