Molla Hüseyin Hoca (Koca Hoca)


Molla Hüseyin Hoca, diğer adıyla Koca Hoca, Kızık Köyü Güney Mahallesi’nden, soyadı Bilgin olan sülalenin en büyüğüdür. Bu sülalenin eski nüfus kayıtlarındaki adı Kırık Oğulları‘dır — sülaleden birinin vaktiyle “kırklara karıştığına” inanıldığı için bu ad verilmiştir. Sülaleye Mosingil de denir; bu, “Molla Hüseyingil”in kısaltılmış şeklidir. Molla Hüseyin Hoca dört erkek kardeştir: en küçükleri Mustafa (deli dolu bir kişiliği olduğundan “Deli Mustafa” denmiştir), onun büyüğü Ahmet, Ahmet’in büyüğü Arif, Arif’in büyüğü de Hüseyin’dir. Babaları Ahmet, Arif ve Hüseyin’i medreseye göndermiş; Arif ile Ahmet medrese öğrenimini tamamlamadan köye dönmüş, yine de dini konularda bilgili oldukları için kendilerine Molla Ahmet, Molla Arif denilmiştir — Molla Arif’in torunlarından Arif BİLGİN, bugün Sakarya Üniversitesi’nde tarih profesörüdür. En büyükleri Hüseyin ise medrese öğrenimini tamamlayarak hoca olmuş, kendisine Molla Hüseyin Hoca, yakın çevresinde ise Koca Hoca denilmiştir.

05 molla huseyin hoca


En küçük kardeş Mustafa (Deli Mustafa), Seferberlik’te askere gider. Osmanlı Devleti’nin Araplara yardım amacıyla gönderdiği vagonlar dolusu altını İngilizler Şam İstasyonu’nda baskınla gasp ettiğinde, Deli Mustafa orada aynı köyden Mehmet Kama (Koca Kama) ile birliktedir. Koca Kama yeterince altını tenekeye doldurup istasyon yakınındaki bir zeytin ağacının altına gömerken, Deli Mustafa altınlarla hiç ilgilenmemiş, bulduğu çocuk ayakkabılarını çantasına koyup “bunları oğlum İrfan’ıma götüreceğim” demiştir. Bugüne kadar kendisinden ne ölü ne diri bir haber alınabilmiştir. Koca Kama, I. Dünya Savaşı sonunda köye döndüğünde Deli Mustafa’nın Şam’da kaldığını anlatmış; gömdüğü altınları getirebilmek için oğlunu ve komşularını ikna etmeye çalışsa da kimse altınları almaya gidememiştir.


Molla Hüseyin Hoca, medrese eğitimini Cumhuriyet kurulmadan çok önce tamamlamış, çeşitli köy ve kasabalarda hocalık yapmıştır. Mudurnu’ya bağlı Ekincik Köyü‘nde hocalık yaparken yanında bulunan kızını aynı köyden biriyle evlendirmiş, bu evlilikten torunu Mehmet doğmuştur; Mehmet’in babası ölünce annesi aynı köyden başka biriyle evlenmiş, bu evlilikten de torunu Fahri dünyaya gelmiştir. Mehmet, medrese görmese de okuma yazmayı sonradan kendi kendine öğrenmiş, akıllı, sosyal ve kültürlü bir kişi olarak yetişmiştir; yüzünde çiçek bozuğu olduğundan kendisine “Çila” ya da “Çil Dayı” denirdi. Molla Hüseyin Hoca’nın diğer iki kızından biri Faik ve Hasan Dönmez’in annesi Bahire, diğeri ise Hacı Oğlu’nun hanımı İhsan Gönülal’ın annesidir.


Aldığı eğitim sayesinde Arapça’yı, Kur’an-ı Kerim’in anlamını bilecek derecede öğrenmiştir. O dönemde köyde en çok hocanın yetiştiği yer Güney Mahalle’ydi; ondan bir kuşak önce Koca Hacı İmam da medrese eğitimi almış, Arapça bilen bir hocaydı — köyün İmam Hatibi olup, yazarın annesinin dedesidir; mezar taşındaki Rumi 1241-1341 (miladi 1825-1925) tarihlerinden 100 yaşında vefat ettiği anlaşılmaktadır. Kış aylarında diğer köy ve kasabalardan gelen hocalar Güney Mahalle’de bir araya gelip dini konuları günlerce tartışır, birbirleriyle sohbet eder, çevrelerinde onları ilgiyle izleyen halka nasihatlerde bulunur, sorulan soruları cevaplandırırlardı. Bu hocalardan Boyacı Hafız, komşu Kozyaka Köyü’nde yaşardı — nereden geldiği tam bilinmez, kimine göre Çorum, kimine göre Amasya ya da Tokat kökenliydi; uzun bir medrese eğitimi almış, Arapça ve Kur’an’ın anlamını bilen bir hafızdı, camilerin içini boyayıp yazılar yazdığı için bu adı almıştı. Dini konuların yanında matematik ve astronomiyi de üniversite mezunları ve öğretmenlerle tartışır, fidan dikiminde çukurun dibine testere talaşı dökülmesini önerir (talaş suyu tuttuğundan fidanın az su istediğini) ve bunun denendiğinde işe yaradığını anlatırdı. Diğer bir hoca ise Kuzgölcük Köyü’nden Ahmet Hoca’nın babası, Hafız Hüseyin Hoca’nın dedesi Hıraca Hoca‘ydı.


Molla Hüseyin Hoca’ya köyden ve civar köy, kasaba, hatta ilden dahi dini konularda danışmaya gelenler olur, kendilerine gerekli fetvayı verirdi. Aydın bir din adamıydı; vaaz ve nasihatlerinde şiddet ve cehennem azabı gibi konuları kolay kolay dile getirmez, dini sevdirmeye çalışırdı. Çok sayıda hoca yetiştirmiş, çok sayıda çocuğa namaz kılmayı, namaz surelerini, isteyen çocuklara da Kur’an okumayı öğretmiştir. Bir gün Bolu’ya gider; Bolu’nun en büyük camisinde ikindi namazından sonra cami hocasından Kur’an okumak için izin ister, hoca da kabul eder. O sırada cemaatin yarısı camiden çıkmış durumdadır; Molla Hüseyin Hoca okumaya başlayınca, çıkanlar “bu Kur’an’ı kim okuyor” diyerek geri dönüp camiye girerler. Okuma ve dua bitince herkes şaşırır — “Bu hoca kim, nereden geliyor?” diye merak ederler; dağın doruğundan böyle bir hocanın çıktığını öğrenince hayrete düşerler. O günden sonra Molla Hüseyin Hoca’nın ünü bütün Bolu’ya yayılmıştır.


I. Dünya Savaşı yıllarında okuyan ve yazan kişi sayısı çok azdı; eski Türkçe alfabesiyle yazmak epey bir eğitim gerektiriyordu. Molla Hüseyin Hoca, askerlerin mektuplarını yazar, gelen mektupları okurdu. Yazarın dedesinin en büyük ağabeyi Mehmet, Rumi 1303 (miladi 1887) doğumlu olup 11 yıl askerlik yapmıştır; askerliğinin 10. yılında bir mektup geldiğinde, babası mektubu doğruca Koca Hoca’ya götürmüş, Hoca mektubu okuyup “Hüseyin, sana müjdem var — oğlun hacı olmuş, mektup Mekke’den geliyor” demiştir. Böylece Mehmet’in adı Hacı Mehmet olmuş, 11 yıllık askerliği boyunca yalnız bir kez mektup göndermiştir.


Molla Hüseyin Hoca (Koca Hoca), 1955 ya da 1956 yıllarında, uzun bir ömür sürdükten sonra aramızdan ayrılmıştır (ölüm tarihi kesin bilinmiyor). Bugün hâlâ rahmetle, sevgiyle ve saygıyla anılmaktadır. Allah rahmet eylesin, mekânı cennet olsun.


Kaynak:
BOLU SEBEN KIZIK KÖYÜ (MEHMET ÖZÇELİK)
İstanbul – 2023