(1908–1978)
Tepetaş Oğulları’ndan Arif Civelek (Boz Arif)‘in oğludur. Arif Civelek, 1877 yılında Kızık Köyü’nde doğmuş, gençlik yıllarını köyünde geçirmiş, ihtiyarlığını oğlu Mehmet’in yanında Bolu Merkez Sultanbey Köyü’nde sürdürmüş; uzun bir ömür yaşayarak 98 yaşında, 1975 yılında vefat etmiştir. Hasan Aktaş (Civelek)’in amcasının oğludur; Ömerler sülalesinden (soyadları Demir, Yonuzlar sülalesindendir) biriyle evlenmiştir. Bu evlilikten Mehmet ve Hüseyin adlı iki oğlu, Durkadın adlı bir kızı olmuştur. Hüseyin, Korucuk Köyü’nden evlenmiş; Necati ve Mehmet adlı iki oğlu olmuştur — Necati emekli öğretmen olup Bolu Merkez’de ikamet etmektedir.

Mehmet, Rumi 1324, miladi 1908 yılında Kızık Köyü’nde doğmuştur. Önce Çiloğlanları’nın kızıyla evlenmiş; Sezai, Hasan, Fedai adlı oğulları ve Emine adlı kızı olmuştur. Eşinin ölümünden sonra Değirmenkaya (Mandır) Köyü’nden Rabia adlı bir kadınla evlenmiş; Rabia’nın kızını da oğlu Fedai’ye almıştır. Rabia, 2000 yılında tam yüz yaşında Beyköyü’nde vefat etmiştir. Oğlu Sezai, Kızık Köyü’nden Mustafa Karaçam’ın kızı Safiye ile evlenmiş, bu evlilikten Ramazan (Mehmet) adlı oğlu ile Ayşe adlı kızı olmuştur. İkinci oğlu Hasan kulakları duymayan (ahraz) biriydi; evlenmiş, kısa süre sonra ayrılmıştır. Kızı Emine, Niyazi Gülen’le evlenmiş; Sevim adlı iki kızı ve Mehmet adlı oğlu olmuştur.
Mehmet, Tepetaş Oğulları’ndandır — soyadları Tepetaş, Aktaş ve Civelek olanlar bu sülaledendir. Sülalenin bir kolu (soyadı Tepetaş ve Aktaş olanlar; Abdullah, İbrahim, Ali Tepetaş) köyde Beşir Güleç’in tavuk kümesine yakın yerlerde otururken, soyadı Civelek olan Şakireler Aşağı Mahalle’ye, Mezarlık’ın batısına; soyadı Aktaş olanlar ise Kuzey Mahalle’ye, Sadettin Topçuoğlu’nun tavuk çiftliğinin bulunduğu yere yerleşmiştir.
Mehmet, çocukluk ve gençlik yıllarında çobanlık yapmıştır. O dönemde kıl keçisinin (kara keçi) ormanda serbestçe gezmesine izin verilir, yıl boyu merada dolaşabilen bu hayvanın masrafı olmazdı; ancak keçilerin taze sürgünleri yiyip ağaç kabuklarını soyarak ormana zarar vermesi üzerine ormanda gezmeleri yasaklanmış, sahipleri ağır cezalara çarptırılınca keçilerini elden çıkarıp koyuna yönelmişlerdir — Mehmet’in ailesi de böyle yapmıştır. Kızık Köyü’nde kışları uzun sürdüğünden koyunların sayada (ağılda) beslenmesi masraflı olur, sahiplerinin yazdan bol ot ve saman stoklaması gerekirdi; köyde ot-samana “kes” denirdi. Bakabileceğinden fazla koyunu olanlar sürülerini kışın kar yağmayan ya da az yağan Sakarya vadileri, Eskişehir, Polatlı gibi yerlerin meralarına (“kıra”) gönderir ya da kendileri de giderdi; bu meralarda pazarlıkla mera tutulur, çobanlık yapılan bu yerlere “kışlak”, gitmeye de “kıra gitmek” denirdi. Mehmet Civelek de zaman zaman mera kiralar, zaman zaman kiralayanlara yardım ederek sürüsünü orada kışlatırdı. Çobanlar akşamları sürülerini ağıllara getirir, ağılların yanındaki derme çatma kulübelerde, yağmur geçirmeyen kalın yün keçeden kepenek içinde yatarlardı; tek yakacakları kuru çakırga dikenleriydi. Bir gün kırda çok üşüyen Mehmet, bundan sonra en sıcak günlerde bile gölgeye girmeyeceğine yemin etmiş; temmuz-ağustos sıcağında herkes gölgede dinlenirken onun gölgeye girdiği hiç görülmemiştir. Döl alındıktan sonra mayıs ayında sürüler otlatılarak Kızık Yaylası’na kadar getirilirdi.
Çocukluğundan beri çobanlık yapan Mehmet, güttüğü hayvanları çok iyi tanır, hastalıklarından anlar, kırıklarını sarıp çıkıklarını düzeltirdi — sağlığında insanların kırılan kol ve bacaklarını da sarmıştır. Hava olaylarını da bilirdi: bulutların hareketinden, rüzgârın esişinden, hayvanların geceleyin yatış şeklinden ertesi günün havasını tahmin eder, buna göre meranın farklı yerlerine giderdi. En iyi koyunlar ondaydı; iyi cins hayvan yetiştirir, iyi bakar, çobanlığı en iyi şekilde yapardı. Zeki ve gözlemci biri olduğundan bir koyun ya da keçiyi kesip en kısa sürede yüzer, etini kemiğinden ayırırdı.
Çocukları yetişince çobanlığı onlara bırakıp kendisi çiftçiliğe başlamıştır; öküzün iyisini koşar, sabanın iyisini yapar, tüm tarım araç gereçleri en kullanışlı ve en iyi şekilde olurdu — yaptığı sabanlar öküzleri ve kullananı yormazdı. Toprağın sürülme tavını ve zamanını en iyi o bilirdi; bol hayvanı olduğundan tarlaları hep gübreli olur, birim alandan en yüksek verimi alırdı. Tarlayı en iyi şekilde biçer, tırpanın iyisini bilirdi — tırpan almak isteyenler ona seçtirir, hemen hemen hepsi memnun kalırdı. 1950-1954 yılları arasında Kızık Köyü’nde bir dönem muhtarlık yapmıştır; okuma yazma bilmemesine rağmen akıllı ve ileri görüşlü olduğu için köylüler onu muhtar seçmiş, yanındaki azaların desteğiyle iyi bir muhtarlık yapmıştır.
Hayvanlarını iyi yetiştirdiğinden iyi fiyatla satar, oldukça para kazanırdı. Bu parayla Bolu Sultanbey Köyü’nden araziler satın almış, orada ev yapıp Sultanbey Köyü’ne yerleşmiştir; köydeki bazı tarlalarını da iyi fiyatlara satmıştır — en iyi tarlasını Kazım Güleç almış, oraya tavuk çiftliği kurmuştur. Hayvanı hastalananlar zaman zaman onu çağırıp hayvanlarını gösterir; iyileşebilecek durumdaysa gerekli tedaviyi söyler, değilse satıp elden çıkarmalarını tavsiye ederdi — kimseye kötü öğüt vermez, daima doğruyu gösterirdi. Kızık Köyü’ne izler bırakarak 6 Aralık 1978 tarihinde Bolu Sultanbey Köyü’nde hayata gözlerini yummuştur. Ruhu şad olsun Mehmet Ağa.
Kaynak:
BOLU SEBEN KIZIK KÖYÜ (MEHMET ÖZÇELİK)
İstanbul – 2023