Bayramın I. Günü genellikle Kuz Mahalle‘de bayramlaşma yapılırdı; tüm evler sırayla gezilir, büyüklerle bayramlaşılır, büyükler küçükleri küçükler büyükleri tanırdı. Köyde çocuk önce ailenin, sonra akrabanın ve tüm köyün çocuğu sayılırdı; hata yapan çocuk büyükler tarafından uyarılır, büyüklere kötü söz ve davranış gösterilmesi hoş karşılanmazdı. Öğlen bayramlaşmaya ara verilir, herkes mahallenin mektebinde toplanırdı: her ev, üzerinde beş altı çeşit yemek bulunan tepsileri mektebe taşır, çocuklar ve büyükler ayrı taraflarda sofra düzeni kurar, her sofraya bir tepsi yemek verilirdi. Yemekten sonra imam dua eder, herkes amin der, sofralar kaldırılıp evlere geri götürülür, bayramlaşma kaldığı yerden devam ederdi. II. Gün Güney Mahalle‘de bayramlaşma yapılırdı; tüm köy Güney Mahalle’ye gelir, evler ziyaret edilir, büyük küçük herkesle bayramlaşılırdı. Bu buluşmalar insanları birbirine yaklaştırır; bir yıl boyunca görüşmeyen kişiler bir araya gelip kaynaşır, herkesin hal hatırı sorulur, kimin ne yaptığı öğrenilirdi. Her mahalle camisinin yanında cemaatin oturup sohbet edebileceği, abdest alabileceği, imamın çocuklara dini bilgi verebileceği, köy ve mahalle toplantılarının yapılabileceği geniş mekânlar vardı; bunlara Mektep denirdi. Öğlen yine tepsilerle yemek getirilir, sofra düzeni kurulur, yemek yenip boş tepsiler evlere geri taşınırdı. III. Gün Aşağı Mahalle‘de bayramlaşma yapılır, aynı düzen sürdürülür, bayramlaşma bitince herkes evine dönerek bayram tamamlanmış olurdu. Toplanan şekerler evde dolap ya da sandıkta saklanır, öğle arasında okula ekmekle yemek için götürülürdü — o dönemde şeker pahalı bir gıdaydı. Kurban Bayramı da aynı şekilde kutlanır; bayram namazından sonra büyüklerden başlayarak bayramlaşılır, herkes evine gidip kurban kesme hazırlığı yapardı. Kurbanlar kesildikten, etler ve kemikler ayrıldıktan sonra herkes kendi mahallesinde bayramlaşırdı: II. Gün Kuz Mahalle, III. Gün Güney Mahalle, IV. Gün Aşağı Mahalle‘de bayramlaşma yapılırdı. Bayram süresince gezilmedik ev, bayramlaşılmadık kimse kalmaz; küçükler büyükleri, büyükler küçükleri tanır, herkes birbiriyle kaynaşırdı.
Bayramların yayla zamanına denk geldiği 1950’li, 1960’lı ve daha önceki yıllarda, bayram Kuzgölcük Köyü halkıyla birlikte kutlanırdı. Bayramın II. günü Kuzgölcük Köylüleri davet edilir, Kızık Yaylası’nda bayram yapılırdı: öğle namazından çıkınca herkes sıraya geçip bayramlaşır, Kızık Köyü’nden her hane tepsi içinde yemek ve kaşıklarıyla caminin önüne gelir, iki köyün halkı birlikte sofra kurup yemek yer, dua edilir, bayramlaşmaya kaldığı yerden devam edilirdi. Ertesi gün kutlamalar Kuzgölcük Yaylası‘nda yapılırdı. İki köyün yaylaları birbirine çok yakındı; Kuzgölcük Yaylası, Kızık Yaylası’na yakın Yukarı Yayla ile yaklaşık 1000 metre güneybatısında Aladağ Çayı kıyısındaki Aşağı Yayla olmak üzere iki parçadan oluşurdu — Yukarı Yayla’da Kuzgölcük’ün Yukarı Mahallesi ile Dereceören Mahallesi, Aşağı Yayla’da ise Orta ve Aşağı Mahalle halkı otururdu. Öğle namazından çıkıp bayramlaşıldıktan sonra her iki köyün halkı, Aşağı Yayla ile Yukarı Yayla arasındaki çamlık düz alanda toplanırdı; burasının adı Bayram Yeri‘dir. Kuzgölcük Köylüleri evlerinde hazırladıkları yemekleri tepsilerle buraya getirir, iki köy birlikte yemek yerdi; yemekten sonra bayramlaşmaya kaldığı yerden devam edilir, namazdan önce ve sonra evler ziyaret edilir, büyüklerin elleri öpülüp hal hatırları sorulurdu.
Bayramlarda birbirine küs olanlar barıştırılırdı; her iki tarafın akrabaları, küs olanları gönül rızasıyla ya da zorla bir araya getirip barıştırırdı. Alacak-verecek meselesi varsa borç ödettirilir ya da araya kefil konur; başka bir anlaşmazlık varsa büyükler ve muhtar heyeti araya girip sözlerine itibar edilerek barışma sağlanırdı. Kızık Köyü’nde cinayet davaları dışında kimse kimseyi mahkemeye vermezdi; muhtar heyetinin önderliğinde yaşlı ve sözü geçen kişiler iki tarafı dinleyip gerekli cezaları verir, herkes bu karara uyardı. Cezaların en ağırı, diğer adıyla Komşu Körlüğü de denen Değnek Atlama‘ydı: muhtar heyeti ve bilirkişiler karar alınca, düğünlerde ve bayramlarda hiç kimse o kişinin evini ziyaret etmez, kimse onunla konuşmazdı. Bu duruma düşmemek için herkes elinden gelen özeni gösterirdi. Köyde cinayet çok nadir görülen bir olaydı — 120 yıl içinde yalnızca 4 cinayet vakası yaşanmış, bunların 2’si kaza sonucu gerçekleşmişti. Köyde herkes birbirini sever ve sayardı; büyükleri saymamak, sözlerinden çıkmak büyük ayıp sayılır, büyükler de küçükleri kendi evlatları gibi severdi.
Kuzgölcük Köyü ile Kızık Köyü arasında çok büyük dostluklar kurulmuştu. Gerek yaylada gerek köyde, iki köy arasındaki ziyaretler ve gidip gelmeler hiç bitmezdi; zaten iki köy halkının büyük çoğunluğu birbiriyle akrabaydı.
Bayramlar sevinçle karşılanır, hüzünle uğurlanır; bir dahaki yılın bayramı hasret ve özlemle beklenirdi. “Keşke her günümüz bayram tadında olsa” diyen yazar, bu yazıyı okuyan herkesin bayramını kutlar; büyüklerin ellerinden, küçüklerin gözlerinden öper, bayramların mübarek ve kutlu olmasını diler.
Kaynak:
BOLU SEBEN KIZIK KÖYÜ (MEHMET ÖZÇELİK)
İstanbul – 2023