Bazı yoksul kişiler, varlıklı ailelerin çobanlığını yapmaktaydı. 1844 yılı temettuat defterleri kayıtlarından 7 kişinin çobanlık yaptığı, bunlardan 6 tanesinin davar (keçi ve koyun), 1 kişinin ise sığır çobanı olduğu anlaşılmaktadır.
Çobanlık, dışarıdan bakıldığında kaba ve herkesin yapabileceği bir iş gibi görünse de, aslında incelikleri olan bir meslektir. Veterinerlerin bulunmadığı o devirde çobanlar, hayvan hastalıklarından da anlamak zorundaydı. Hayvanların kırılan bacaklarını sararak iyileştirirlerdi — kırılan bacağın her tarafına, kemik oynamayacak şekilde tahta sarılıp bağlanırdı, buna “seyiklemek” denirdi; kırık oynamaz ve zamanla kaynayıp iyileşirdi. Çıkıkları da çekip yerine getirirlerdi. Hayvanların hastalıklarını bilip tedavisini yapabildikleri gibi, hatta insanların kırık ve çıkıklarını bile tedavi ederlerdi.
Meteorolojinin olmadığı devirlerde hava tahmininde de bulunurlar, havanın durumuna göre sürülerini meranın uygun yerlerine götürürlerdi. Koyun çobanlarının bazıları sürülerini Nallıhan’ın iç kesimlerine, Polatlı ve Sakarya vadilerine götürür, hayvanlar kışın da meradan yararlanırdı — buna “kıra gitmek” denirdi. Bu bölgelere gelen çobanlara yerli halk “kışlak” derdi.
Köyümüz halkından Mehmet Gülen ve Mehmet Civelek, uzun yıllar kıra gitmiş, uzun süre kırda çobanlık yapmış; hayvanların ve insanların kırık ve çıkıklarını tedavi etmişlerdir. Hayvan hastalıklarından ve tedavilerinden iyi anlarlardı. Mehmet Civelek’in çocukları Sezai, Hasan (Samut) ve Fedai de iyi çobanlardı.
Çobanların hemen hemen tamamı zengin ailelerin çobanlarıydı; yeme içme ve alacakları ücretle geçinmeye çalışırlardı.
Kaynak:
BOLU SEBEN KIZIK KÖYÜ (MEHMET ÖZÇELİK)
İstanbul – 2023