Kızık Köyü’nde Geçim Kaynakları: Kilcilik

Sabunun piyasada olmadığı ya da pahalı olduğu yıllarda kil, temizlik malzemesi olarak kullanılırdı — hem çamaşır hem de vücut temizliğinde. Köyün kuzey tarafında “Killik Kaşı” denilen tepenin üzerindeki geniş meralardan, toprağın 2 ile 10 metre altından çıkarılırdı. Köylüler yaylaya göçseler de önceden kil çıkarılan yerler bellidir; 1,5-2 metre derinliğindeki oyuklar eski kil ocaklarını gösterir ve buralar tekrar kazılmaz, kil hiç çıkarılmamış yerlerde aranırdı (bazıları da geçen yıldan kalan ocaklardan çıkarmaya devam ederdi).

Kil çıkarma işini genellikle iki kişi birlikte yapardı — biri kazar, diğeri kazılanı dışarı atardı; tek kişi çalışırsa iş çok daha ağır ilerlerdi. Kazı bazen 2-3 metreden, bazen 6 metreye kadar dikey inerdi; kil bulunmazsa o ocak terk edilip başka bir yerden kazmaya başlanırdı. Bulunan damar dibe gidiyorsa aşağıya, yana gidiyorsa yana doğru takip edilirdi — yana doğru kazı ilerledikçe üstteki toprağın göçmemesi için direkler dikilir, bazen 8-10 metre kadar yana gidilirdi; bu oldukça tehlikeli bir çalışma biçimiydi.

Kil çıkarma işinde zaman zaman kazalar da yaşanmıştır. 1944 yılında, Efe Hasan Akman’ın kızı Rafia Akman Kayış, kil ocağının göçmesi sonucu toprak altında kalarak hayatını kaybetmiştir.

İki çeşit kil bulunurdu: Kırmızı Kil (rengi kırmızıdır, “baş kili” de denir) ve Beyaz Kil (rengi hafif mavimsi ve yeşile çalar, “sırt kili” de denir). Taze kil nemli ve ağırdır; kil topakları irili ufaklı, yumurta ile yumruk büyüklüğü arasında çıkardı. Dışarı çıkarılan kil topakları, aile bireyleri tarafından üzerlerindeki toprak, kum ve küçük taşlar çakı veya bıçakla kazınarak temizlenirdi — buna “konaklamak” denirdi. Temizlenen killer çuvallanır; çalışanlar akşam evlerine dönerken o gün ne kadar kil çıkardıklarını, kilin kalitesini ve damarın hangi yöne gittiğini konuşur, ertesi gün kaldıkları yerden devam ederlerdi. Bu çalışma birkaç hafta sürebilirdi. Kil çıkarmanın belirli bir mevsimi yoktu, ama genellikle köylünün daha boş olduğu güz sonunda yapılırdı.

Baş kili sulandırılarak çamur kıvamına getirilir, başın her tarafına sürülerek saçların her tarafına yedirilir, sonra durulanırdı. Saçları yumuşacık yapar, başta hiç kepek ve kir bırakmazdı — doğal bir şampuan işlevi görürdü. Sırt kili ise su ile çamur kıvamına getirilip vücudun her tarafına sabun gibi sürülerek vücut temizliği yapılırdı; hatta cilde iyi geldiği, vücudu yumuşattığı söylenirdi. Çamaşırları da çok güzel temizlerdi.

Çıkarılan killer tamamen kuruduktan sonra baş kili ve sırt kili olarak ayrı ayrı çuvallanır, taşevlerine yüklenip öküzlerle eve taşınır, ayrı ayrı depolanırdı. Ertesi günlerde satmak ya da değiş tokuş yapmak için genellikle Bolu’ya gidilirdi — killer Bolu köylerinde buğday, patates gibi ürünlerle değiştirilir ya da satılırdı; satın alanlar bu killeri hamam ve kaplıca önlerinde müşterilere satarak kâr ederdi. İyi kâr edenler ertesi haftalarda tekrar giderek buğday, patates ve kabak ihtiyaçlarının büyük bölümünü bu şekilde karşılardı. Her iki kil türü de oldukça pahalıydı.

Sabunların, deterjanların ve şampuanların çıkması ve bollaşmasıyla kil ekonomik değerini kaybetmiştir; şu anda çok az kişi kil çıkarmaktadır.


Kaynak:
BOLU SEBEN KIZIK KÖYÜ (MEHMET ÖZÇELİK)
İstanbul – 2023