Rumi 1270, miladi 1854 yılında doğmuştur. Babası, Kemal Oğulları’ndan Hasan (Hırca Hasan)‘dır — bugün soyadı Güden ve Güleç olan ailelerin atasıdır. Hırca Hasan köyün muhtarıydı; borçlanınca borçlarını kurtarmak için evinin yanındaki Büyük Harman denilen tarlasını satmak zorunda kalmıştır (bu tarlada şu an Hakkı Kartal, Osman Tokuşoğlu ve Hasan Dönmez’in evleri, samanlıkları ve ahırları bulunmaktadır). Hırca Hasan’ın dört oğlu bir kızı olmuştur: oğullarından Hasan, Bolu Seyit Köyü’ne damat gitmiş; Şaban’dan Hasan Hüseyin, Yunus, Mehmet ve Kazım Güleç; Tayyip’ten Emine ve Kabak Köyü’nden Koca Yakup’un annesi; kızı Fatma’dan ise Şaban ve Mehmet Aşınmaz dünyaya gelmiştir.

Hırca Hasan’ın oğlu Hüseyin, akıllı, yürekli, haksızlığa hiç tahammül edemeyen genç bir delikanlıydı. Bir gün Kızık Köyü’ne vergi tahsildarı gelir; kimi kimsesi olmayan yaşlı bir kadın vergisini ödeyemez, muhtarla birlikte tava, tencere ve kap kacağına el konulur; kadının borcunu karşılamadığı için muhtarın baskısıyla daha fazlasını getirmesi istenir, kadıncağız yalvarsa da fayda etmez. Bu durumu seyreden Hüseyin dayanamayıp eline aldığı sopayla muhtarın kafasına olanca gücüyle vurur; muhtar bayılıp düşünce, onu öldürdüğünü zannedip köyü terk eder. Köyüne uzak yerlerde toplayıcılık yaparak geçinmeye başlar; Nallıhan’ın Ayman (Hıdırlar) köyünde buğday toplarken birinin “utanmıyor musun bu genç yaşta dilencilik yapmaya, bırak dilenciliği, git çalış” demesi üzerine buğday torbasını bırakıp Seben’in Çarşamba’sına gelir, Tepe Köyü’nde zengin bir adama yıllarca boğazı tokluğuna çobanlık yapar. Muhtarın ölmediğini öğrenince köye döner, askere gidip 1876-1877 Osmanlı-Rus Savaşı‘na katılır, savaş sonunda köye döner. Akıllı, sözü dinlenen, cesur bir delikanlı olduğu için köylüler kendisini muhtar yapar — aralıksız kırk altı yıl muhtarlık yapmıştır.
İlk evliliğini Sarı Hüseyinler’in kızıyla yapmış, bu evlilikten Emine adlı kızı olmuştur (Emine, Ali Osman Gülen, Mehmet Gülen, Recep Gülen ve Fatma Gülen Kayrancı’nın annesidir); hanımıyla anlaşamayıp onu boşamıştır. Ardından Hacı Muratlar’ın kızı Halime‘yi almaya karar vermiş, dünürcü göndermiş, ama dünürcünün görevini doğru yapıp yapmadığından kuşkulanıp arkasından kendisi gidip evin damına çıkarak dünürlüğü gizlice dinlemeye başlamıştır; dünürcünün ailesine “kızınızı vermeyin” dediğini işitince damdan tahtalara vurup bağırarak onu azarlamış, kendisi inip dünürlüğü bizzat yapıp sözü almıştır. Halime ile evliliğinden Zekiye, Şefika, Safiye, Mustafa ve Ayşe adlı beş çocuğu olmuştur — Zekiye, Yorgancıların Mehmet Ali ile evlenmiş; Mustafa, Tepetaş ailesinin (İlyas Tepetaş’ın babası) atası olmuş; Şefika’dan yazarın babası İdris, amcası Hüseyin ve halası Ayşe Özçelik; Safiye’den Ayşe, Sabire ve Münevver Ay; Mustafa’dan Necati, Mehmet, Saffet, Nevzat, Yüksel ve Aysel Güden; Ayşe’den de Mehmet Emin ve Mehmet Kama dünyaya gelmiştir.
İstiklal Savaşı yıllarında, Göden muhtarken, İstanbul’dan İsmet İnönü ile birlikte bir grup subay ve devlet erkânı Bolu’ya gelip Gülezler Konağı’nda (restore edilmiş, Karaçayır’dan belediye meydanına giden yol ile Emin Baran Caddesi’nin birleştiği yerde, hâlâ ayakta olan bir konak) misafir kalmıştır. Bolu’nun Çerkez Abaza İsyanı nedeniyle isyancılar tarafından kuşatılması üzerine İsmet İnönü ve heyetinin Ankara’ya ulaştırılması gerekmiş, durum Göden’e bildirilmiştir. Göden on-on beş gözü pek delikanlıyı (başlıcaları İlyas Ay ve Mehmet Emin Dönmez/Tokuşların Dela) görevlendirip heyeti Gülezler Konağı’ndan Kızık Köyü’ne getirtmiş, kendisi misafir etmiş, ertesi gün Kozyaka Köyü’nde Hacı Beyler’e teslim etmiştir; heyet Seben, Güneyce, Nallıhan, Eymür Köyü üzerinden konaklayarak Beypazarı-Ayaş yoluyla Ankaralı seymenlere teslim edilmiştir. Bu olay sonrasında Göden ile İsmet İnönü arasında yıllarca süren bir dostluk oluşmuştur.
Bolu-Seben karayolu yapıldığında, buna bağlantı yolunu köylüler imece ile yapmıştır — çok zahmetli, aylarca süren bu çalışma sırasında muhtara karşı homurdanmalar başlamış, gençlerden biri olan Deli Yakup (Yakup Akman) kışkırtılıp muhtarın karşısına geçerek “bıktık bu yol yapmaktan, senin amacın yol yaptırmak değil, köye gavurları getirmek” diye söğüp saymıştır. Göden hiç tepki vermeden sakalını sıvazlayıp “söv oğlum söv, Allah diline kuvvet versin” demiştir. Akşam karakola telefon edip 4 jandarma ve bir başçavuşu evinde ağırlamış, planını anlatıp “sabahleyin köylüyü toplayacağım, sen önlerinde bana bağırıp çağır, iki tokat da at ama elini hızlı kaldır, yavaş vur” diye tembihlemiştir. Ertesi sabah, köylülerin önünde başçavuş muhtara bağırıp ağır sözler söylemiş, (yavaşça) iki tokat atmış, “bir daha geldiğimde yolun bitmiş olmasını isterim” diyerek ayrılmıştır; Göden köylüye dönerek “halimi gördünüz, bu hakaretler ve tokatlar bana değil size, bundan sonra ne gerekiyorsa yapılacak” demiştir. Köylüler bu olaydan sonra gayrete gelip yolu kısa sürede tamamlamış — Bolu’da imece ile kendi yolunu ilk yapan köy Kızık Köyü olmuştur. Göden, Bolu-Seben karayolunun güzergâhını zamanın karayolları müdürüyle birlikte belirleyip yolun Kızık Yaylası’ndan geçmesini sağlamış; tek pişmanlığının, yolun aynı zamanda Kızık Köyü’nden de geçirilebileceğini o zaman akıl edememesi olduğu söylenir.
Göden’in en büyük özelliği vali, kaymakam, hâkim, savcı ve daire amirleriyle arasının çok iyi olması, istediğini yaptırabilmesiydi. Bir gün Kızık Yaylası’na gelen yüksek düzeyde bir memur, şaka yollu “bu kadınların (köy kadınlarının) yanına nasıl yatıyorsunuz, üstleri başları kokmuyor mu” diye sorduğunda, Göden hazır cevaplığıyla “valla memur bey, sizin hanımlarınızı gözümüzün önüne getiriyoruz, bu kadınlarla öyle yatıyoruz” demiş, memur sorduğuna pişman olmuştur. Bir başka gün Vali, Kızık Yaylası’na Göden’in yanına gelmiş; Göden elinde kahve fincanıyla evinin hayadına (yayla evlerinin balkonu) çıkıp “kim gelmiş” diye sorduğunda “Vali Bey geldiler” cevabını alınca “ben de ormancı geldi zannettim” diye söylenmiş, sonra Vali’yi içeri buyur edip ağırlamıştır; Vali, “Göden, senin dilinin altında bir bakla var, çıkar da ne diyeceksen de” deyince, devrin ormancısıyla aralarında geçen bir olayı anlatmış, ormancı kısa süre sonra başka bir yere gönderilmiştir.
Göden’in muhtarlığı döneminde, ölümlü olaylar dışında köylü kolay kolay mahkemeye gitmezdi — sınır davaları, alacak-verecek anlaşmazlıkları köyde kurulan, bilirkişilerin ve köyün sevilen-saygın kişilerinin karar verdiği bir “mahkeme” ile çözülür, herkes bu karara razı olurdu; hatta mahkemeye intikal eden davalar da genellikle Göden’in istediği şekilde sonuçlanırdı. Köyde yanlış işler olduğunda sorumluları yanına getirtip öğüt verir, özür diletir, mağduriyetleri giderirdi; yangın, deprem, sel gibi doğal afetlerden zarar görenlerin zararı da herkesin katkısıyla karşılanırdı.
İleri görüşlü bir adamdı, yenilikleri hemen kabul edip köylüye de kabul ettirirdi. Bölgeye ilk ilkokul önce Kuzgölcük Köyü’ne teklif edilmiş, Kuzgölcük’lüler kabul etmeyince Göden okulun Kızık Köyü’nde açılmasını sağlamıştır. Okul açıldığında öğretmene “bu çocuklar okusun, benim gibi cahil kalmasınlar; sen bunlara okumayı sevdir, bunun için de önce kediyi köpeği öğret” demiştir — çocukların sevdiği, ilgisini çeken canlılardan başlamayı öneren bu tespiti son derece yerindeydi. Köyün ilk öğretmeni Kuzgölcük Köyü’nden Mehmet Özdemir (Karamadın Kâtip), ardından yine Kuzgölcük’ten Abdullah Özgüven, sonra Bolu’nun Ağaççılar Köyü’nden Mustafa Özer (Koca Muallim) olmuş — Koca Muallim köyde 20 yıl öğretmenlik yapmıştır. Bu öğretmenler sayesinde köyde okuma yazma oranı ve eğitim seviyesi hep üst düzeyde olmuş, köyden yetişen amir, memur ve yüksek öğrenim görenlerin sayısı Bolu ortalamasının epey üzerinde kalmıştır.
Köye ilk radyoyu da Göden getirmiştir; bir odasını köylülere açık tutar, isteyen istediği zaman gelip otururdu — her akşam radyo dinlemeye gelinir, II. Dünya Savaşı yıllarında savaşın gidişatı köylüler tarafından bu radyodan takip edilirdi. Göden, rüzgâr gücüyle elektrik üreten bir pervane alıp çatısına yerleştirmiş, evinin aydınlanmasını ve radyosunun çalışmasını bu pervaneden elde ettiği enerjiyle sağlamıştır. Köyün girişindeki Akçapınar’ın suyunu köye getirip bir su şebekesi kurmak için de çalışmış, ancak köylü bu şebekeyi Göden’in ölümünden neredeyse elli yıl sonra kurabilmiştir.
Ömrü köyü için çalışmakla geçen, haksızlığa tahammül edemeyen, dürüst, iyiliksever, çalışkan, yenilikçi ve ileri görüşlü bir kişi olan Göden Hüseyin Ağa, 2 Nisan 1955 günü 101 yıllık bir ömrü geride bırakarak aramızdan ayrılmıştır. Bugün Kızık Köyü halkının geldiği noktada en büyük payı olan kişilerden biridir. Mekânı cennet olsun.
Kaynak:
BOLU SEBEN KIZIK KÖYÜ (MEHMET ÖZÇELİK)
İstanbul – 2023