Genellikle Kızık Köyü’nde birkaç düğün birlikte yapılır — amaç yardımlaşmaktır; yoksul ailelerin düğün masraflarının bazıları varsıl aileler tarafından karşılanır. Cumhuriyet’ten önce ve Cumhuriyet’in ilk yıllarında, 1960’lı yıllara kadar davetiye yoktu — okuryazar sayısı az, davetiye de pahalı olduğundan zaten âdet değildi. Düğün, okuyucu kadınlardan birine biraz para verilerek duyurulurdu; kadın tüm köy hanelerini ziyaret eder, düğünün ne zaman yapılacağını söyleyip herkesi davet ederdi. Komşu köylere de haber salınır, Cuma günü o köylerde düğün yüksek sesle ilan edilirdi. Düğünden önce davul-zurna ekipleriyle pazarlık yapılıp ekipler köye getirilirdi — ekipte iki davulcu, iki köçek, bir zurnacı veya klarnetçi, bir de kemancı bulunurdu; bu ekip düğünden bir gün önce köye gelirdi.

Düğün, Cumartesi kına ve sohbetle başlar. Cumartesi öğleden sonra veya akşam kadınlar kına yakar; davetli kadınlar toplanır, kızın yakın akrabaları kıza kına yakarlar — gelin kız avucunu açmaz, kaynana altını getirince avucunu açar, kaynana gelinin avucuna altını koyup kınayı yakar. Kına yakılırken kızın arkadaşları maniler ve türküler söyleyip kızı ve annesini ağlatmaya çalışırlardı. Kına yakıldıktan sonra eğlence devam eder; bir kadın tef çalıp türkü söyler, diğerleri ritme uyarak oynar — rahmetli Züleyha Bilgin Tokuşoğlu çok güzel tef çalıp türkü söyleyerek kadınları oynatırdı. Eğlence biterken askı başlar: karşılıklı duran iki kadının omuzlarına bir sırık (avla) konur, hediyesini asmak isteyen bu sırığa hediyesini asar, yanındaki kadın da yüksek sesle “…falancadan basma…” diye ilan eder — rahmetli Şaban Arpat’ın annesi Emine Arpat bu ilan etme işini ustalıkla yapardı. Eskiden para asılmaz, yerine hediyelik ev eşyaları, kumaş ve basma gibi şeyler asılırdı. Askı bitince kına dağılır, kadınlar evlerine gider.
Erkekler için de akşam sohbet düzenlenirdi. Komşu köylerden gelen misafirler köye yaklaşırken tüfek atar, aralarında düğüne katılan kişi sayısına göre para toplarlardı; tüfek sesine davul-zurna ekibi ve düğün sahibi gelir, toplanan paranın bir kısmı düğün sahibine, bir kısmı davul-zurna ekibine bahşiş olarak verilirdi. Misafirler davul-zurna eşliğinde sohbet alanına gelir, orada yiyip içip eğlenirlerdi. Sohbet yapılan yer köyün oldukça büyük bir alanıydı; gündüzden öküz arabalarıyla odunlar getirilir, gece odun ateşinin ışığında ve sıcaklığında eğlenceler geç vakitlere kadar sürerdi. Yabancı köylerden gelen misafirler önceden belirlenen evlerde ağırlanır, akrabası olanlar akrabalarının yanında kalırdı; bütün köy düğün sahiplerine yardımcı olurdu.
Öğlen düğün yemeği yenirdi — kazanlarda pişen etli bulgur pilavı. Öğle namazı ve yemekten sonra seymen ekipleri kurulur; davul-zurna eşliğinde oynayarak gelin alınacak eve doğru hareket ederlerdi. Bu oyunları Bey ve Gıcık yönetirdi; Gıcığın elinde palaska bulunur, yanlış bir şey yapanı çağırıp palaskayla vurarak cezalandırırdı, bu yüzden herkes hata yapmamaya dikkat ederdi. Seymen ekibi genellikle 15-20 kişiden, karşılıklı iki sıradan oluşurdu; başlarında, ucunda Türk bayrağı ve altında bayrak büyüklüğünde işlemeli bir başörtü bulunan uzun bir sopa tutan biri vardı — rahmetli Kadir Karakuş iyi bir Gıcık, İbrahim Deniz de iyi bir bayrak tutucusuydu. Davul-zurna çalıp seymenler oynayarak kız evinin önüne varılır, uzun süre çalınıp oynanırdı; gelin çıkmaya başlayınca zurna “gelin alma havası” çalar, davul bu havaya ritim uydururdu — ağlamaklı bir hava olup dinleyenleri oldukça etkilerdi.
Gelin çıkarken annesi kapının önünde durur, kimsenin gelinin yanına gelmesine izin vermez; ona süt parası olarak bir miktar para verilirdi. İmam dua okur, dua bitince gelin, annesinin ve babasının yakın akrabalarının elini öperek ata ya da öküzlerin çektiği, üzeri Kızık kilimi ile örtülmüş arabaya bindirilirdi. Arabanın yularını kız evinden biri tutar, tutan kişiye bir miktar para verilirdi. Bütün gelinler alındıktan sonra akşama yakın bir zamana kadar oyun ve eğlenceler devam ederdi. Gelin eve kapıya kadar getirilir, attan inmez; kayınbaba geline bahşiş verince gelin attan inerdi. Eve girerken gelinin başına arpa saçılır — amaç eve bolluk-bereket getirmesiydi. Gelinin başındaki al, bayrak renginde kırmızı bir başörtüsüydü; üstü koni gibi sivri, etekleri yeşil işlemeliydi, altında ise beyaz duvak bulunurdu. Gelin eve girince sofranın üzerine çıkarılır, bir süre sonra indirilirdi.
Bu arada damat ahırdaydı — gelin eve girerken damat evde olursa çocuklarının, ahırda olursa mallarının çok olacağına inanılırdı. Gelin eve girdikten sonra damat ahırdan çıkar, arkadaşlarıyla birlikte başka bir evde beklerdi. Yatsı namazına camiye gider, namazdan sonra cemaat ve imam eşliğinde tekbirler ve dualarla eve gelinirdi. Duadan sonra damat gelinin bulunduğu odaya gider — bu arada arkadaşları damadın sırtına yumruk vurmaya, bazen de arkasından yumurta atmaya çalışırdı. Damat odaya girip iki rekât namaz kılar, gelinin duvağını bahşiş verip besmeleyle açardı. Gelinle damat sabahleyin erken kalkıp büyüklerin ellerini öper, evde yapılması gereken işleri yaparlardı.
Kaynak:
BOLU SEBEN KIZIK KÖYÜ (MEHMET ÖZÇELİK)
İstanbul – 2023