Mosingil sülalesinden Deli Mustafa’nın oğludur. Köyün belli başlı ustalarından olduğu söylenir. Rivayete göre hiç metre kullanmaz, baktığı zaman ölçüyü alır ve tahtayı ya da parçayı ölçmüş gibi oraya denk getirirdi. Komşularına zarar vermekten son derece çekinir, bu yüzden ailesine karşı çok sert davranırdı.
Isılgı çaldığı zaman çocukları evin önünde boy sırasına geçerek babalarını beklemeye başlarlardı; çocuklarından ve hanımından hiçbir şikayeti kaldıramazdı. İşi olanların işine koşar, herkese faydası dokunur, bu yüzden sevilip sayılan birisidir. Mide hastalığına yakalanır, sürekli karbonat kullanırdı. Bir gün Mekteplilerin evinde sıcak yufka yer; yufka midesine dokunur, inanılmaz derecede midesi ağrır, hastalanır ve genç yaşta ölür.
Oğlunu Atın Kuyruğuna Bağlaması
Bir gün oğlu Musa okuldan kaçar ve okula gitmez. Bu durumun farkına varan Deli İrfan, oğlu Musa’yı atının kuyruğuna bağlayarak okula götürür ve öğretmene teslim eder: “Eti senin, kemiği benim, ne gerekiyorsa onu yap” der. Okula gitmeyen ve okuldan kaçan bir çocuk olduğu zaman hemen bu olay anlatılır.
Üç İbrik Su Boşaltın
Deli İrfan, Hacırmatların İlyas’ın (İlyas Ermiş) evinin tavanını çakar; tavan çakma işini sekiz günde yapar. İş bitince sohbete başlanır, söz tavanın işçiliğine gelir. İrfan Ustaya takılırlar: “Senin yaptığın iş çürük olur, doğru dürüst tavan çakmadın” derler. Buna içerleyen Deli İrfan “Getirin üç ibrik su” der. Üç ibrik su getirilir. “Dökün tavanın üzerine, eğer bir damla su tavandan sızarsa ben sekiz günlük yevmiyemi almayacağım” der. Üç ibrik su tavanı tahtaların üzerine dökülür; gerçekten aşağıya bir damla dahi su sızmaz. Deli İrfan’ın tavan çakması zaman zaman anılır.
Eşeğin Kesilmesi
Deli İrfan’ın eşeği bir gün bağlandığı yerden kurtulur, evin önündeki arpalığa girer. İrfan Usta eşeği çıkarmaya uğraşır; eşek arpalığın daha da içlerine girer. Eşeği çıkarmak için koşar, eşek kaçar, bir türlü çıkartamaz. Eve gelip baltasını alır, eşeğe yetişip baltanın keskin tarafını eşeğin boynuna vurarak boynunu kesip öldürür; leşini çıkarıp atar. Kızdığı zaman en kıymetli varlığına dahi acımaz olduğu söylenir.
Kızının Yanması
Kızı Makbule yanar. Deli İrfan hemen yanığa soğuk su döker, herkesin ısrarına rağmen yanığı sarmamıştır. Kızına yorgan istemeden ve yanığa hiçbir şeyin dokunmasını önleyecek şekilde yatacak yer yapar; yanığın kısa sürede iyileşmesini sağlar. Uyguladığı tedavi yöntemini bugünkü tıp bilimi onaylamaktadır; ilk yardım ve hasta tedavi yöntemlerinden de anladığı anlaşılmaktadır.
Tandırın Kesilmesi
Kardeşi Şaban’la uzun yıllar birlikte durduktan sonra ayrılmaya karar verirler. Bütün mallarını bölüşürler; ortada bir tandır kalmıştır. “Tandır senin olacak, benim olacak” diye münakaşaya başlarlar. Kızar, tandırı balta ile tam ortasından keser: “Al, yarısı senin, yarısı benim” der. Mal paylaşımında güçlük çıktığı zaman bu olay hâlâ anlatılır.
Hani Tütün Nerde
İrfan Usta maktada kesim kesmekte, dağda yatıp kalkmaktadır. Ekmeği biter; oğlu Kamil’i ekmeğe gönderir. Kamil yaylaya gelir, anasına ekmek yaptırıp dağa götürür. Vakit gece yarısı olmuştur. Deli İrfan ekmeklerin geldiğine sevinir, tembih ettiği şeyler hep gelmiştir; yalnız tütün gelmemiştir. Kamil’e bağırır: “Tütün nerde! Niye getirmedin!… Haydi, tekrar git, hiç durma, tütünü çabuk getir!” der. Zavallı Kamil tekrar gece vakti yaylaya gelir, babasının tütününü alıp dağa gider; daha sabah olmamıştır. Ertesi günü babasıyla birlikte çalışır. Kamil, bu anısını zaman zaman anlatır.
Kaynak:
BOLU SEBEN KIZIK KÖYÜ (MEHMET ÖZÇELİK)
İstanbul – 2023