Annesi Dereboy Köyü’nün Çirkinler mahallesinden olup, Çirkinler Mahallesi’nin eski adı Ilıca olduğundan “Ilcalıların Durmuş” denmiştir. Hasan ve Tahsin Kayrancıoğlu’nun amcalarının, Mehmet ve Mustafa Kayrancıoğlu’nun biraderinin oğludur. Hanımı Hakkı Kartal’ın halası Raşide’dir. Raşide çok nazlı bir kadın olup sık sık hastalık şikâyetlerinde bulunur, hatta yanaklarının ağrıdığını dahi söylediğinden, Kızık Köyü’nde ufak rahatsızlıklarını söyleyenlere “Raşide gibisin” demek adet olmuştur.
Durmuş hocamsı bir adamdır, kafası çok çalışır. Köyde ilk bakkalı o açmıştır. Hiç çocuğu olmamıştır. Yakalandığı şeker hastalığından kurtulamayarak 1960 yılında 46 yaşında ölmüştür. Annesi de damadı Hasan Özen’in yanına gider, yaşamının geri kalan kısmını orada tamamlar. Bakkal karısına kalır, o da bakkalı Hakkı Kartal’a devreder; Hakkı Kartal uzun yıllar bu bakkalı çalıştırır.
Tahta Bisiklet
Ilcalıların Durmuş bir gün Bolu’ya gider. Bisikletler yeni çıkmıştır. İlk gördüğü bisikleti uzun uzun inceler, ağaçtan bisiklet yapmayı kafasına koyar. Kızık Yaylası’na gelir, ağaçtan bisiklet yapar ve yayla çayırlarında yaptığı bisikletle gezer. Herkesin dikkatini çeker, herkes durumu şaşkın bakışlarla ve merakla izler.
Batarya
1930’lu yılların sonu, 1940’lı yılların başıdır. II. Dünya Savaşı bütün ihtişamıyla sürmektedir. Bütün köy akşamları Göden’in evine gidip radyodan savaşın gidişatı hakkında bilgi edinir; köyde bir tek radyo vardır, o da Göden’in radyosudur, lambalı, bataryalı büyük bir radyo. Savaş Türkiye’yi de çok etkilemiştir; ülke her zaman savaşa hazır durumda olduğundan ihtiyat askerlerinin büyük bölümü silah altına alınmış, ülke ekonomisi bozulmuş, ekmek, şeker ve gazyağı karneye bağlanmış, otomobil lastiği, pil ve batarya gibi maddeler piyasadan kaybolmuş ya da karaborsaya düşmüştür.
Göden’in radyosunun bataryası bitmiştir. Seben’de ve Bolu’da batarya bulmak imkânsızdır; batarya olmayınca radyo çalmaz, radyo çalmayınca memleket ve savaş haberleri dinlenemez. Radyonun çalışmasının bir yolu bulunmalıdır. Ilcalıların Durmuş radyoyu çaldıracağını iddia eder. Onlarca şişe toplatır, içlerine nişadır koyar, çinko ve bakırlarla elektrotlar yaparak bunları seri ve paralel bir şekilde birbirine bağlayarak bir batarya yapar ve radyoyu çaldırmayı başarır. Ömründe hiç eğitim almamış, bugün lise ve endüstri meslek lisesi mezunlarının bile zor becereceği, iyi bir elektrik bilgisine sahip birinin yapacağı bir işi Durmuş’un yapması çok düşündürücüdür.
Sulanan Yayla Ağılı
Midillerin Köprüsü’nün doğusunda, Gelin Çamı’nın yanındaki ağıl Ilcalıların Durmuş’un ağılıdır; öldükten sonra bu ağıl Hakkı Kartal’ın olmuştur. Kurak geçen bir yıldır, yayla çayırları susuzluktan sararmaya yüz tutmuştur. Durmuş’un bir tek ağılı vardır, bu ağılın otlarının sararmasına gönlü razı gelmez; ne yapıp yapıp bu ağıl sulanmalı ve yeşertilmelidir diye düşünür. Arkutça’nın suyunu buraya akıtmayı düşünür; Orçu Boğazı’ndan başlayarak Orta Kıracı’dan geçerek ağılına kadar yaklaşık 2 km’lik bir ark kazar, suyu arka sapıtır, su ağıla kadar akar. Bol bol ağılını sulayarak otların yanmasını önlemiştir. Bu olay, istenildiğinde Kızık Yaylası’nın her tarafının sulanabilir olduğunu kanıtlar.
Kaynak:
BOLU SEBEN KIZIK KÖYÜ (MEHMET ÖZÇELİK)
İstanbul – 2023