“Kızık Köyü’nde Evlenmeye Giden Yol: Kış Sohbetleri ve Münasip Görme“ yazımızda anlattığımız evlenme yollarının hepsinde, evlenmeden önce kızı istemeye gidilir. Kız istemeye önce kadınlar gider; gidiş kutsal (mübarek) gecelerde olur — Cuma ve Pazar geceleri bu kutsal gecelerdendir (Perşembeyi Cuma’ya bağlayan gece Cuma gecesi, Pazar’ı Pazartesi’ye bağlayan gece Pazar gecesi sayılır).
Oğlan evinin en yakın akrabalarının kadınları, yeni ve temiz elbiselerini giyip beyaz başörtülerini takarak kız evine dünürlüğe giderler; giderken taze ekmek ve tatlıyı bir bohça ile kız evine sunarlar. Yemekler yenir, çaylar-kahveler içilir, kız evinin kızına talip olduklarını söylerler. Hediye bohçası bırakılır, ağırlama ve sohbet bittikten sonra izin isteyip misafirler yolcu edilir. Bu arada ayakkabılar gidiş istikametine çevrilmez — çevrilirse kızı veriyoruz anlamına gelir. Oğlan evi kadınlarına “gene gelin, gene buyurun” da denmez, bu da kızı veriyoruz anlamına gelir.
Bohça ertesi gün ya da bir-iki gün sonra hiç açılmadan oğlan evine geri getirilirse, kızı vermeyeceklerini ve bir daha dünür olunmamasını ifade eder; bir daha dünürlüğe gidilmez. Bir haftadan fazla bir süre bohça geri gelmezse kızı veriyoruz anlamına gelir. Bu kez oğlan evinin erkekleri ve saygın kişilerle dünürlüğe gidilir; yeme içmeden sonra oğlanın babası ya da sözü geçen biri “Allah’ın emri, Peygamber’in kavli ile kızınız …’yı oğlumuz …’ya istiyoruz” diyerek resmen dünürlük yapar. Kızın babası ya da büyüğü “aramızda bir düşünelim, danışalım” der, dünürcüler yolcu edilir; yine ayakkabılar çevrilmez, yine “gene gelin, gene buyurun” denmez.
Ertesi hafta yine dünürlüğe gidilir; kız tarafı “danışacağımız yerler bitmedi” der, dünürlükçüler yine giderler. Bir sonraki hafta tekrar gidilip aynı söz söylenince, kızın babası “Allah yazdıysa bizim bir şey dememize gerek yok” derse, bu kızı verdim anlamına gelir. Kız tarafı genellikle heveslisiymiş gibi görünmemek için bir-iki dünürlükte kızlarını vermez; birkaç dünürlükten sonra kız verilir.
Misafir sayısı kadar bardaklara şerbet doldurulur, gelin kız şerbetleri ikram eder; şerbet bardağı en son oğlanın babasına verilir, o da tepsiye para veya altın olarak bahşişini bırakır. Gümüş tepsi içinde gelin kızın işlemeli mendili oğlanın babasına verilir — bu mendile “çevre” denir. Bu olaya Şerbet İçme ya da Çevre Alma denir; artık gelin kız ile oğlan nişanlı sayılır. Çevre alındıktan sonra başlık parası ve geline takılacak altın bilezik miktarı konuşulur — başlık parası belli bir miktarın altında ve üstünde olamaz: altında olması kıza değer verilmediğini gösterir, üstüne çıkılmaması ise köyde fakirlerin ödeme gücünün gözetilmesi gerektiğindendir; muhtar, köy heyeti ve köylü bu ücretin artırılmasına engel olurdu.
Artık ayakkabılar çıkış istikametine çevrilmiştir; misafirler giderken “gene gelin, güle güle gidin” denerek uğurlanır. Oğlan evinin giderken evden habersizce bir şeyler alıp gitmesi adettendir — o eşyaları geri almak için kız evi de oğlan evini ziyaret eder; amaç karşılıklı ziyaretleri artırmaktır. O yıl köyde çok sayıda nişanlanma olurdu; amaç düğünleri birlikte yapıp masrafı azaltmak, en önemlisi de düğün masrafının çoğunu varsıl ailelerin üstlenmesiyle yoksul ailelere bir tür yardım sağlamaktı. Düğünler genellikle işlerin az olduğu yayla zamanı, Kızık Yaylası’nda yapılırdı.
Nişan yapıldıktan sonra nişanlılar, kızın yakın akraba ve komşularının evinde görüştürülür, birbirlerini tanımaya çalışırlar; açıktan görüşmeleri özellikle kız evi tarafından hoş karşılanmazdı. Bu görüşmelerde oğlan, kıza ve ailesine şeker, helva ve başörtüsü gibi eşyalar alır; kız da sonbaharda köyün meralarından topladığı fındıkları oğlana hediye ederdi.
Kız ve oğlan tarafları sık sık birbirlerini ziyaret ederdi. Bu esnada kız çeyizlerini hızla işleyip bitirmeye, oğlan evi de başlık parasını, takı parasını ve düğün masraflarını kazanıp tedarik etmeye çalışırdı. Böylece aileler birbirlerini daha yakından tanır, düğün zamanı da diğer düğün yapacak ailelerle birlikte belirlenirdi.
Kaynak:
BOLU SEBEN KIZIK KÖYÜ (MEHMET ÖZÇELİK)
İstanbul – 2023