Kızık Köyü’nde Evlenmeye Giden Yol: Kış Sohbetleri ve Münasip Görme

Büyükbaş hayvanlar ahırlara, küçükbaş hayvanlar sayalara girmiştir; kış mevsimi gelmiştir. Kadınlar samanlıklardan ahırlara ve sayalara hayvanların yiyeceğini taşır, hayvanları doyururlardı. Büyükbaş hayvanlara (inek, öküz, dana, düve, buzağı, at, eşek, katır) saman; küçükbaşlara (keçi, koyun) ise kes verilirdi — kes, otun yeşilken kurutulup saman haline getirilmiş şekline denirdi. Hayvanlar yemlerini yedikten sonra sulamaya çıkarılırdı: bir kişi hayvanları köyün pınarlarından sular, bir kişi de ahır ve saya temizliği yapardı. Bu işleri genellikle kadınlar yapar, erkekler de odun azaldıysa köyün ormanından kızaklarla odun getirirdi. Bazen küçükbaş hayvanlara pür (köknar ağacının yaprakları) yedirilirdi. Kadınlar arta kalan zamanlarında yün eğirir, çorap-kazak örer, tezgahlarda kilim, kılçan, çuval dokurdu. Erkekler de boş vakitlerinde Köy Odası (Mektep)‘e gidip namaz vaktine kadar sohbet ederlerdi — hayvanlar, ekim-dikim işleri, geçmiş anılar ve av hikâyeleri başlıca sohbet konularıydı.

Bazen yatsı namazından sonra mektepte biraz oturulup sohbet edilir, sonra herkes evine giderdi. Çoğunlukla yatsı namazından çıkınca cemaatten biri herkesi evine davet ederdi; kimin davet edeceği aşağı yukarı bellidir. Namazdan çıkan cemaatin tamamı o eve gider, mahallenin kadınları da gelirdi. Uzun kış gecelerinde erkekler kendi aralarında, kadınlar kendi aralarında sohbet ederdi; kadınların kimi yün eğirir, kimi çorap-kazak örerdi. Ocakta boylu boyuna yatırılan kütükler ve önlerinde yanan çıralar evi hem aydınlatır hem ısıtırdı — petrol lambalarından önce evler bu şekilde aydınlanırdı. Üç çeşit odun kullanılırdı: ocak için 15-20 cm kalınlığında, 1-1,5 metre uzunluğunda tomruklar; soba için 30-40 cm uzunluğunda soba odunları; fırın için 1-1,5 metre uzunluğunda fırın odunları; ayrıca 3-4 cm kalınlığında çırpı, üç ayaklı sacayağının altında yemek pişirmek için yakılırdı. Evlerin iyi aydınlanması için her sonbaharda odalar beyaz toprakla sıvanır; bu toprak köyün Topraklık mevkiinden (Kuzey Mahalle’nin Şişoldu Mevkii’nin alt tarafı) öküz arabalarıyla getirilirdi.

Bu uzun kış gecesi sohbetlerinde günlük işler ve bazen halk hikâyeleri konuşulur, arada bir yeni yetme kız ve erkeklerin olumlu özellikleri anlatılırdı. Bazı delikanlılara bazı kızlar münasip görülür, bu uygun görmeler evliliklerde büyük rol oynardı. “Kızı köylü, kadını gönlü evlendirir” sözü büyük bir doğruluk payı taşır. Sohbetler sürerken evin kadını hamur yoğurup kangalları ocaktaki közün üzerine atar, pişenleri bohçaya toplardı; yoğrulan hamurdan bir kısmı külçe yapılıp ocağa atılır, üzeri külle örtülerek pişirilirdi. Erik pestilleri ıslatılıp ezilerek sıvı hale getirilir, sofralar kurulur, misafirler ve hane halkı kangallar, külçeler ve pestil ezmesiyle yeme içme yapardı. Bu sohbetler başka bir gün, başka bir komşunun evinde devam ederdi.

Köye yabancı bir misafir geldiyse önceden haber alınır, hep birlikte misafirin olduğu evde toplanılırdı — çünkü misafir demek yeni bir haber, yeni bir bilgi demekti; o zaman ne radyo, ne televizyon, ne gazete vardı. Oturma düzeninde bile yaş ve itibar sırasına göre bir hiyerarşi vardı; gençler uzak oturur, kalabalık olursa yerlerini terk ederlerdi. Misafir gittikten sonra günlerce konuşması, yemek yeme şekli, kaşığı tutuşu gibi detaylar değerlendirilirdi.

Yanlış yapan kız ve delikanlılar köyün yaşlı kadın ve erkekleri tarafından uyarılır, hatalarının düzeltilmesine çalışılırdı; delikanlılar bu uyarılara kendi ana babaları gibi davranır, olumsuz tepki göstermezlerdi — çünkü bu genç kızlar ve delikanlılar tüm köyün evlatlarıydı.

Münasip görmelerde kız evinin ve oğlan evinin mutlaka haberi olurdu; iki taraf arasında bir yakınlaşma olursa büyük ihtimalle evlenme gerçekleşirdi. Kızlarını beğendikleri oğlana vermek isteyen aileler, oğlan evinin yakın akrabalarına bunu ima ederek dünürlük yapılırsa kızlarını verebileceklerini belirtirdi — buna “kızı bohça yapmak” denirdi. Oğlan tarafı ise kızı genellikle annesine ve en yakın akraba kadınına söyler, olumlu tepki alırsa kız istemeye, dünürlük yapmaya gidilirdi.

Cumhuriyet döneminden önce ve 1950’li yıllara kadar tarla ziraati en önemli geçim kaynağı olduğundan, toprağı bol olan aileler zengin sayılırdı; herkes zenginle evlenmeyi isterdi, zenginler de zengin ailelerle kız alışverişini tercih ederdi — amaç toprakların parçalanmaması, “giderse zengine gitsin, gelirse zenginden gelsin” düşüncesiydi. Bu nedenle köyde genelde Hacı İmamların kızları Midillere (Hacı Sofugil), Hacı Sofugil’in kızları da Hacı İmamlara verilmiş; Hacı İmamlarla Hallar (Halil Oğulları) arasında da kız alışverişleri olmuştur. Dünürlüğe gelenler önce ahırın gübreliğine bakar, çok gübre varsa o aile zengin ve saygın sayılırdı. Buna dair şu söz söylenirdi: “Dolu kazan boş kazana taşmaz, dolu kazan dolu kazana taşar.

1960’lardan sonra tarla ziraati önemini kaybedince, aileler kızlarını zenginlerden ziyade memur gibi sabit ücretli kişilerle evlendirmeyi tercih etmeye başladı — kaynana, görümce, elti olmayacak, kızları rahat yaşayacaktı.

Kızık Köyü’nün genel özelliği, yabancıları pek sevmemesi ve kendinden uzak tutmaya çalışmasıydı; bu durum Cumhuriyet’ten önce 1960’lı yıllara kadar sürmüş, evlenmeler daha çok köy içinde kalmıştır. Dışarıya kız verme ve dışarıdan kız alma azdı — dışarıdan kız isteyen olunca “acaba oğlanın bir kusuru mu var, kendi köyünde kız bulamamış” diye düşünülürdü. 1960’lı yıllardan sonra durum tamamen değişmiş, artık her yere kız verilip her taraftan kız alınmaktadır.

Kızık Köyü’ne yerleşen yabancıların mezarları bile ayrılmış, Garipler Mezarlığı‘na (köy mezarlığının batısında) defnedilmişlerdir. Köye sonradan gelip yerleşen bir grup köyün güney tarafına yerleştirilmiş, uzun yıllar köylüyle kaynaşamadıkları için kendilerine Karışlar denmiştir. Karışlar, Konya-Karaman’dan gelip önce Seben Mandır’a (Değirmenkaya), oradan Kızık Köyü’ne yerleşmişlerdir; soyadı Arpat, Karakuş ve Bolu’ya göç eden Karamanoğulları ailesi Karışlar sülalesindendir. Fazlalar denen bir aile de Mandır’a (Değirmenkaya) göç etmiştir. Köylüler uzun süre Karışlar’la kız alışverişinde bulunmamıştır. Köy mezarlığında kesin sınırlar olmamakla birlikte sülalelere göre bölüm bölüm ayrılmıştır; şu anda ölüler yolun üst tarafındaki yeni alınan yere sırayla gömülmektedir.

Köyde onlarca yıldır kaçarak evlenme görülmemiştir; evlenmeler normal bir şekilde düğün yapılarak sonuçlanmaktadır.


Kaynak:
BOLU SEBEN KIZIK KÖYÜ (MEHMET ÖZÇELİK)
İstanbul – 2023