Kızık Köyünde Evlilikler ve Düğünler

Değerli okuyucularım, Bildiğim ve öğrendiklerim kadarıyla yazdım. Eksiklerim, ilave etmek istedikleriniz, önerileriniz varsa lütfen yazıp daha güzel şeyler ortaya çıkaralım. Hepinize iyi günler.

KIZIK KÖYÜNDE EVLİLİKLER VE DÜĞÜNLER

Büyükbaş hayvanlar ahırlara, küçükbaş hayvanlar sayalara girmiştir. Kış mevsimi gelmiştir. Kadınlar samanlılardan ahırlara ve sayalara hayvanların yiyeceğini taşırlar. Hayvanları doyururlar. Büyükbaşlara inek, ökü, dana, düve buzağı, at eşek ve katırlara saman, küçükbaşlara keçi ve koyunlara kes verilir. Kes otun yeşil olarak kurutulup saman haline getirilmiş şekline denir. Hayanlar verilen saman ve keslerini yedikten sonra sulamaya çıkarılır. Bir kişi hayvanları köyün pınarlarından sular, bir kişi de ağır ve saya temizliği yapar, boş olan afurlara saman ve kes doldurur. Genellikle bu işleri kadınlar yapar, erkekler de odun azaldıysa köyün ormanından kızaklarla odun getirir. Gelen odunların kalınlarını testere, incelerini baltayla kesip odunluğa yığarlar. Bazen da küçükbaş hayvanlara arada bir pür yedirilir. Pür köknar ağacının yapraklarıdır. Pür getirmek için çevredeki ormandan kızakla köknar dalları getirilir. Bu dallar karın üzerine dağıtılır, Etrafta bulunan odun ve ağaçların üzerine konur. Sayanın kapısı açılarak küçükbaşlar pürlere yönelirler ve yemeye başlarlar. Kadınlar arta kalan zamanlarında yün eğirir, çorap kazak örerler, tezgahlarda kilim, kılçan, çuval, düzenlerde de alaca, bez ve şalvarlık dokurlar. Erkekler de boş zamanlarında Köy Odası (Mektep)’e giderler. Namaz vakitlerine kadar oturup sohbet ederler. Sohbet konuları; hayvanlar, ekim dikim işleri, geçmişte yaşadıkları anılardır. Bazıları da ava gider. Av anıları da sohbet konusu yaparlar.

Bazen yatsı namazından sonra mektepte bir miktar oturulup sohbet edilir, sonra herkes evine gider. Çoğunlukla yatsı namazından çıkınca cemaatten birisi herkesi evine davet eder. Kimin davet edeceği aşağı yukarı bellidir. Namazdan çıkan cemaatın tamamı o eve gider. Mahallenin kadınları da gelir. Kış geceleri uzundur. Hep birlikte sohbet edilir. Erkekler kendi aralarında bayanlar kendi aralarında sohbet ederler. Bayanların kimisi yün eğirir, kimisi çorap, kimisi kazak örer hem sohbet ederler. Ocak ta boylu boyuna yatırılan kütükler, kütüklerin önünde çıralar yanar. Yanan kütükler ve çıralar evi hem aydınlatır, hem ısıtır. Bir taraftan da soba yanar. Petrol lambalarından öce evler yanan çıra ve kütük alevlerinin ışığıyla aydınlanırdı. Üç çeşit odun olurdu. Ocakta yakmak için onbeş yirmi cm kalınlığında bir bırbuçuk metre uzunluğunda ağaç tomruklar, sobanın uzunluğuna göre 30,40 cam uzunluğunda sobaya sığacak kalınlığında soba odunları, 1-1,5 m uzunluğunda fırın odunları, 3-4 cm kalınlığında çırpı yakılırdı. Çırpılar üç ayaklı sacayağın altında yakılır, sacayağın üzerinde yemek tenceresi kaynardı. Çırpılar yemek pişirme işinde yakılırdı. Evin iyi aydınlanması için her yıl sonbaharda odalar beyaz toprakla sıvanırdı. Beyaz sıva toprağı köyün topraklığından öküz arabalarıyla getirilirdi. Topraklık; Kuz Mahallenin Şişoldu mevkiisinin alt tarafındadır. Bu sohbetler uzun kış gecelerinde uzun sürerdi. Konular günlük işerle ilgili olurdu. Bazen halk hikayeleri anlatılırdı. Arada bir yeni yetme kız ve erkeklerin özellikleri anlatılır, genellikle olumlu yönler söylenirdi. Bazı delikanlılara bazı kızlar münasip görülürdü. Bu uygun görmeler evliliklerde büyük rol oynardı. Şöyle bir söz var; Kızı köylü, kadını gönlü evlendirir.” Bu sözün büyük bir doğruluk payı vardır. Sohbetler devam ededursun evin kadını hamuru yoğurup kangalları ocaktaki közün üzerine atar, pişenleri bohçaya toplar, bir taraftan da yoğurulan hamurun bir kısmından külçe yapılıp ocağa atılır, üzeri külle örtülür, külün içerisinde pişerdi. Buna da külçe denirdi,. Erik pestilleri ıslatılıp ezilir sıvı hale getirilir, sofralar kurulur, misafirler ve hane halkı sofralara oturur, kangallar külçeler ve pestil ezmesi ile birlikte yeme içme yapılır, geç zaman misafirler birlikte giderler, Bu sohbetler başka bir gün, başka bir komşunun evinde devam ederdi.

Eğer köye yabancı bir misafir geldiyse önceden haber alınıp hep birlikte misafirin olduğu evde toplanılırdı. Misafir demek yeni bir haber, yeni bir gazete, yeni bir bilgi demektir. O zaman radyo yok, televizyon yok, gazete yok. Halk her yeni bir şeye ihtiyaç duyar ve yanına giderdi. Toplumda yaş ve itibar sırasına göre misafirin yanında oturulurdu. Bu oturma düzeninde bile bir hiyerarşi vardı. Gençler ve yaşı küçük olanlar uzak oturur, hatta ayakta kalırlar, çok kalabalık olursa orayı terk edip giderlerdi. Misafir gittikten sonra bir hafta değerlendirilmesi yapılır. Eğer bilinmeyen bir yenilik yapar ve söylerse; “Misafir şöyle konuştu, bunu söyledi, yemeği şöyle yedi, kaşığı böyle tuttu. “ gibi konular konuşulurdu.

Yanlış yapan kız ve delikanlılar olursa köyün yaşlı kadın ve erkekleri tarafından uyarılır, hatalarının düzeltilmesine çalışılırdı. Delikanlılar bu uyarılara kendi ana babaları gibi davranır, olumsuz tepkide bulunmazlardı. Bu delikanlı ve kızlar tüm köyün evlatlarıydı.

Münasip görmelerde kız evi ve oğlan evinin mutlak haberi olurdu. Her iki tarafta bir yakınlaşma olursa büyük ihtimalle evlenme gerçekleşirdi.

Kızlarını beğendikleri oğlana vermek isteyen aileler, oğlan evinin yakın akrabalarına bunu söylerle, dünürlük yaptıkları taktirde kızlarını verebileceklerini ima ederler. Kızlarının meziyetlerini abartılı bir şekilde anlatırlardı. Oğlan tarafı bu uyarıları dikkate alıp karar verirse dünürlükler başlar, genellikle evlenme ile sonuçlanırdı. Bu usule kızı bohça yapmak denir.

Oğlan alacağı kızı genellikle annesine ve en yakın akrabalarından bir kadına söyler, oğlan ailesi kıza talip olacaklarını kız ailesinin yakınlarına anardı. Gelen tepkiler olumlu olursa kız istemeye, dünürlük yapmaya gidilirdi. Bu yolla da evlilikler gerçekleşirdi.

Cumhuriyet döneminden öce ve 1950 li yıllara kadar tarla ziraatının, en önemli geçim kaynağı olduğu zamanlarda toprağı bol olan, arpası, buğdayı samanı bol olan aileler zengin sayılırdı. Herkes zenginle evlenmeyi isterdi. Zenginler de zengi ailelre kız verip onlardan kız almayı tercih ederlerdi. Amaç topraklar parçalanmasın, giderse zengine gitsin. Gelirse zenginden gelsin düşüncesi topluma hakimdi. Bu nedenle köyde genelde Hacı İmamların kızları Midillere (Hacı Sofu Gile) Hacı Sofi Gilin kızları Hacı İmamlara verilimiş. Hacı İmamlarla Hallar (Halil Oğulları ) arasında da kız alışverişleri olmuştur. Kız evine dünürlüğe gelenler önce ahırın gübreliğine bakarlar, çok gübre varsa o aile zengin sayılır, zengin sayılan aile aynı zamanda saygın ve makbul sayılır. Bazen adam kendinin karşısındakine zengin olduğunu kabul ettirebilmek için“Sen benim gübreliğimi satın alamazsın” sözünü söyler. Bunun için şöyle bir söz söylenir. “, Dolu kazan boş kazana taşmaz, dolu kazan dolu kazana taşar.”

1960 lardan sonra tarla ziraati önemini kaybedince, kızlarını evlendirecek aileler zenginlerden ziyade amir memur gibi çalışan sabit ücretli kişileri tercih etmeye başladılar. Kaynana görümce elti olmayacak veya karışmayacak, kızları rahat yaşayacak.

Kızık Köyünün genel özelliği, yabancıları sevmemiş ve yabancıları kendisinde uzak tutmaya çalışmış. Bu durum Cumhuriyetten öce 1960 lı yıllara kadar devam etmiş. Evlenmeler iç içine devam etmiş. Dış köylere kız verme ve kız alma az olmuş. Köy dışında başka bir köye dünürlüğe gidince o köylülerin kendi köylerinde bunlara kız veren olmamış denilmesinden çekinilmiş, dışarıdan kız istemeye gelen olunca da oğlanın ya da ailesinin bir kusurumu var acaba kendi köylerinde kız bulamamışlar, buraya gelmişler diye düşünülür ve dile getirilir. Bu nedenle dışarıya pek kız verilmemiş. 1960 lı yıllarda sonra durum tamamen değişmiş. Şu anda her yere kız verilip her taraftan kız alınıyor.

Kızık köyüne yerleşen yabancıların mezarları bile ayrılmış, yabancılar mezarlığın batı tarafında bulunan Garipler Mezarlığına defin edilmişlerdir. Köye daha sonra gelen bir grup köyün güney tarafına yerleştirilmiş, uzun yıllar köylüyle kaynaşamamışlar. Bu gelenler sonradan köye karıştıkları için bunlara KARIŞLAR adını adını takmışlar. Karışlar Konya Karaman’dan gelip önce Seben Mandır’a (Değirmenkaya), oradan kalkarak Kızık Köyü’ne yerleşmişler. Köye sonradan gelip karıştıkları için bunlara Karışlar demişler. Uzun yıllar Karışlar’ın mezarlıkları Kuzey Mahalle Camisinin doğusu ile Yakup Aşınmaz’ın evinin arasındaydı. Daha sonraları ölülerini Köy Mezarlığına defin etmeye başladılar. Soyadı Arpat, Karakuş ve Bolu’ya göç eden Karamanoğulları Karışlar sülalesindendirler. Fazlalar denilen bir aile de Mandır’a (Değirmenkaya) göç etmişlerdir. Köylüler uzun zaman Karışlar’la kız alış verişinde bulunmamıştır.

Köy Mezarlığı de belirlenmiş sınırlar olmamakla birlikte sülaler olarak bölüm bölüm ayrılmıştır. Şu anda ölüler yolun üst tarafında yeni alınan yere sırayla gömülmektedir.

Köyde onlarca yıldır kaçarak evlenme görülmemiştir. Evlenmeler normal bir şekilde düğün yapılarak sonuçlanmaktadır.

NİŞAN

Yukarıda evlenme türlerinin hepsinde evlenmeden önce kızı istemeye gidilir. Kız istemeye önce kadınlar gider. Kutsal gecelerde gidilir. Cuma ve Pazar geceleri kutsal (mübarek) gecedir. Perşembeyi Cuma’ya bağlayan gece Cuma gecesidir. Pazar’ı Pazartesi’ye bağlayan gece Pazar gecesidir.

Kızık Köyü Takviminde Haftanın Günleri;

1.Pazar Dernek.

  1. Pazartesi Pazar.

3.Salı Pazartesi

  1. Çarşamba Çarşamba.
  2. Perşembe Perşembe.
  3. Cuma Cuma.
  4. Cumartesi Cumartesi

Kızık Köyünde Salı yoktur. Pazar’ın adı Dernek, Pazartesinin adı, Pazar, Salı’nın adı Pazartesidir.

Oğlan evinin en yakın akrabalarının kadınları, yeni ve temiz elbiselerini giyip beyaz başörtülerini takarak kız evine dünürlüğe giderler, Giderken taze ekmek ve tatlıyı bir bohça ile kız evine sunarlar. Yemekler yenir, çaylar kahveler içilir. Kız evinin kızına talip olduklarını söylerler. Hediye bohçası bırakılır, ağırlamalar ve sohbet bittikten sonra izin istenip misafirler yolcu edilir. Bu arada ayakkabılar gidiş istikametine çevrilmez. Çevrilirse kızı veriyoruz anlamına gelir. Oğlan evi kadınlarına gene gelin gene buyurun da denmez. Bu da kızı veriyoruz anlamına gelir. Bohça ertesi günü ya da bir iki gün sonra hiç açılmadan oğlan evine geri getirilirse kızı vermeyeceğiz, bir daha dünür olmayın anlamına gelir. Bir daha dünürlüğe gidilmez. Bir haftadan fazla bir zaman bohça geri gelmezse kızı veriyoruz anlamına gelir. Bu defa oğlan evinin erkekleri ve saygın kişilerle dünürlüğe gidilir. Yeme içmeden sonra oğlanın babası ya da sözü geçen bir kişi “-Allah’ın emri, Peygamberin kavli ile kızınız ….yı oğlumuz …ya istiyoruz.” Diye resmen dünürlük yapılır. Kızın Babası ya da büyüğü Aramızda bir düşünelim, danışalım der. Dünürcüler yolcu edilir. Gine ayakkabılar gidiş istikametine çevrilmez, gene gelin gene buyurun denmez.. Ertesi hafta yine dünürlüğe gidilir. Kız tarafı danışacağımız yerler bitmedi der. Dünürlükçüler sohbet bitince gene giderler. Ertesi hafta yine dünürlüğe gidilir. Oğlanın babası veya sözü geçen birisi, -Allah’ın emri, Peygamberin Kavli ile kızmız ….yı, oğlumuz ….ya istiyoruz. Siz ne dersiniz diye söyler. Kzın babası -Allah yazdıysa bizim bir şey dememize gerek yok. Deyince bu kızı verdim anlamınadır. Kız tarafı genellikle heveslisiymiş gibi bir iki dünürlükte kızlarını vermezler. Birkaç dünürlükten sonra kız verilir. Misafir sayısı kadar bardaklara şerbet doldurulur. Gelin kız şerbetleri ikram eder. Şerbet bardağı en son oğlanın babasına verilir. Oğlanın babası tepsiye para veya altın olarak bahşişini bırakır. Gümüş tepsi içerisinde gelin kızın işlemeli mendili oğlanın babasına verilir. Bu işlemeli mendile ÇEVRE denir. Bu olaya Şerbet İçme ya da Çevre Alma denir. Gelin Kız ile Oğlan artık nişanlı sayılır. Çevreyi aldıktan sonra Başlık Parası, geline takılacak altın bilezik miktarı konuşulur. Başlık parası belli bir miktarın altında ve üzerinde olamaz. Altında olması o kıza değer verilmediğini gösterir. Üzerine çıkılmaması da köyde fakirlerin ödeme gücü dikkate alınması gerektiğindendir. Muhtar heyet ve köylü bu ücretin artırılmasına engel olur. Takı (Altın Bilezik) miktarı da fakirler göz önüne alınarak belirlenir. Başlık Parası ve takı miktarı belirlenir. Artık ayakkabılar çıkış istikametine doğru çevrilmiştir. Misafirler giderken gene gelin güle güle gidin diyerek uğurlanır, Oğlan evinin giderken evden habersizce bir şeyler alıp gitmesi adettendir. O alınan eşyaları geri almak için kız evi de oğlan evini ziyaret eder. Amaç karşılıklı ziyaretleri artırmaktır. O yıl köyde çok sayıda nişanlanma olur. Amaç düğünleri birlikte yapmak, düğün masrafını azaltmaktır. En önemlisi de düğün masrafının çoğunu varsıl aileler üstlenir. Yoksul ailelere daha az masraf ödettirilir. Yoksul ailelere bir çeşit yardım yapılmış olur. Düğünler genellikle işlerin az olduğu yayla zamanı Kızık Yaylasında yapılırdı.

Nişan yapıldıktan sonra Nişanlılar kızın yakın akraba ve komşularının evinde görüştürülür, birbirlerini tanımaya çalışırlar. Açıktan görüşmeleri bilhassa kız evi tarafından hoş karşılanmaz. Bu görüşmelerde oğlan kıza ve ailesine şeker helva ve başörtüsü gibi eşyalar alır. Kız da sonbaharda köyün meralarından topladığı fındıkları oğlana hediye eder.

Kız ve oğlan tarafları sık sık birbirlerini ziyaret ederler. Bu esnada kız çeyizlerini hızla işleyip bitirmeye oğlan evi de başlık parasını, takı parasını, düğün masrafları kazanmaya ve tedarik etmeye çalışır. Hem de aileler birbirlerini daha yakından tanırlar. Düğün zamanı diğer düğün yapacak ailelerle birlikte belirlenir.

URBA (HARÇ) GÖRME

Oğlan evi kız eviyle Harç Görme gününü belirler, belirlenen günde kız evi ve oğlanın babası ve akrabaları ve bunlara kefil olacak itibarlı bir kişiyle birlikte manifatura dükkanına giderler. Kızın yakın akrabalarına elbiselik basma ve kumaşlar alınır. Ödenebilecek miktardaki para ödenir, ödenemeyen miktarına vade konur. Kefil de imza atar, tüm alınacak olanlar alınır. Köyümüzün urba görmedeki en tanınmış kefili, Hakkı, Mehmet Emin, Sefer YILMAZ kardeşlerin babaları Merhum Mehmet YILMAZ (Sarhaoş) dayıdır. Kendisini rahmetle ve saygıyla anıyorum. Manifaturacı Esatların babaları Tatar Tevfik Sarhoş’un bir numaralı adamıydı. Sarhoş dayı verin bu adama dedikten sonra para sorulmazdı. Bugüne kadar da hiçbir Kızıklı’nın borcunu ödemediği vaki değildir. Alış veriş bittikten sonra helvacı dükkanına gidilip helva veya tatlılar yenilir. Oğlanın babası masrafı öder. Bazen da lokantaya gidilir. Buna Urba (Harç) görme denir. Urba elbise demektir. Alınan bu basma ve kumaşlar eve getirilip düğünden önce bohçalanarak sahiplerine verilir. Buna dürü denir. Dürü alan kız akrabaları düğünde aldıkları dürünün değerinden az olmamak şartı ile gelin ve damada hediyeler veririler. Gelin Kıza da takılacak olan altın bilezikler urba görmede alınır, gelin kıza kınada takılır.

 

Değerli takipçilerim, Bildiğim ve öğrendiklerim kadarıyla yazdım. Eksiklerim, ilave etmek istedikleriniz, önerileriniz varsa lütfen yazıp daha güzel şeyler ortaya çıkaralım. Hepinize iyi günler.

 

DÜĞÜN

Genellikle Kızık Köyünde birkaç düğün birlikte yapılır. Ama yardımlaşmaktır. Yoksul ailelerin düğün masraflarının bazıları varsıl aileler tarafından karşılanır. Cumhuriyetten önce ve Cumhuriyetin il yıllarında, 1960 lı yıllara kadar davetiye yoktu. Okur yazar olanların sayısı az, pahalı olması nedeniyle düğün davetiyesi pek yoktu. Adette değildi zaten. Düğün okuyucu kadınlardan birilerine biraz para verilir, kadın tüm köy hanelerini ziyaret eder, onlara düğününün ya da düğünlerin ne zaman yapılacağını söyle ve herkesi düğüne davet ederdi. Komşu köylere haber salınır, Cuma günü koşu köylerde düğüne davet yüksek sesle ilan edilirdi. Düğünden önce davul zurna ekipleri ile pazarlık yapılarak ekipler düğünden önce köye gelirlerdi. Davul zurna ekibinde; iki davulcu, iki köçek, bir zurnacı veya klarnetçi, bir kemancı bulunurdu. Bu ekip düğünden bir gün önce gelir,

Düğün Cumartesi kına ve sohbetle başlar. Cumartesi öğleden sonra veya akşam kadınlar kına yaparlar. Davetli kadınlar toplanır, kızın yakın akrabaları kıza kına yakarlar, gelin kıza kına yaabilme için avucunu açmaya çalışırlar, gelin avucunu açmaz, kaynana altını getirir gelin kız avucunu açar, kaynana gelinin avucuna altını koyar altınla birlikte gelinini avuçlarına kına yakılır. kına yakarken kızın arkadaşları maniler ve türküler söylerler. Kızı ve anasını ağlatmaya çalışırlar. Kına yakıldıktan sonra eğlence devam eder. Kadının birisi tef çalarak türkü söyler, diğer kadınlar tefin ve türkünün ritmine uyarak oyun oynarlar. Rahmetli Züleyha Bilgin Tokuşoğlu çok güzel tef çalıp türkü söyleyerek kadınları oynatırdı. Eğlenceler biterken askı başlar. Karşılıklı dikilen iki kadının omuzlarına bir sırık(avla) konur. Askı asmak isteyen bu sırığın üzerine hediyesini asar, Askının yanında bulunan kadın yüksek sesle … falancadan basma… vb. gibi bağırarak ilan eder. Bu  işi ustalıkla yapan kadınlar vardır. Rahmetli Şaban Arpat’ın annesi Emine Arpat bu ilan etme işini ustalıkla yapardı. Eskiden para asılmazdı. Para yerine hediyelik ev eşyaları, kumaş ve basma gibi şeyler asılırdı. Askı işi bitince kına dağılır, kadınlar evlerine gider.

Erkekler için de akşam sohbet düzenlenir. Komşu köylerden gelen misafirler köye yaklaştıklarında, tüfek atarlar, aralarında düğüne katılan kişi sayısına göre para toplarlar, düğüm yapılan köye yaklaştıklarında tüfek atarlar, tüfeğin sesine davul zurna ekibi ve düğün sahibi gelir. Toplanan paranın bir miktarı düğün sahibine, bir miktarı da davul zurna ekibine bahşiş verilirdi. Misafirler sohbet alanına davul zurna ile birlikte gelirler sohbet alanında yiyip içilir, birlikte eğlenilirdi.

Sohbet yapılan yer köyün oldukça büyük bir alanıdır. Buraya gündüzden öküz arabalarıyla odunlar getirilir, gece odun ateşinin ışığında ve sıcaklığında geç vakitlere kadar eğlenceler devam eder. Yabancı köylerden gelen misafirler önceden belirlenen evlere misafir edilir, ağılanıp rahat etmeleri için her şey yapılır. Akrabası olanlar akrabalarının yanında misafir edilirler. Bütün köy düğün sahiplerine yardımcı olur.

Öğlen düğün yemeği yenir. Bu yemek kazanlarda pişen etli bulgur pilavıdır. Öğle namazından ve yemekten sonra seymen ekipleri kurulur. Davul zurna eşliğinde bu ekipler oynayarak gelin alınacak eve doğru hareket ederler. Hem yürünür hem oynanır. Bu oyunları Bey ve Gıcık yönetir. Gıcığın elinde palaska vardır. Kim yanlış bir şey yaparsa çağırıp palaska ile vurarak cezasını verir, herkes buna dikkat ederek hata yapmamaya çalışırlar, Seymen ekibi 15-20 kişiden, genellikle karşılıklı iki sıradan oluşur. Başlarında bayrak tutan birisi vardır. Elinde uzunca bir sopa, sopanın en yukarısında Türk Bayrağı onun altında bayrak büyüklüğünde  işlemeli bir baş örtü vardır. Bayrak tutan diğer ekip arkadaşları gibi hem oynar hem bayrağı tutar. Rahmetli Kadir Karakuş iyi bir Gıcık, İbrahim Deniz de iyi bir bayrak tutan kişiydi. Davul zurna ekibi çalarak, seymenler oynayarak kız evinin önüne varılır, oldukça uzun bir süre çalıp oynanır, kız çıkmaya başlayınca zurna gelin alma havası çalar, davulda bu havaya ritim uydurarak çalınır. Ağlamaklı bir havadır. Gelin kızın yakınlarını ve gelin kızı ağlatmak için çalınır. Dinleyenleri oldukça etkiler. Sonra davul zurna çalmayı bırakır, gelin çıkmaya başlamıştır. Gelin kızın annesi kapının önünde durur, kimsenin gelinin yanına gelmesine izin vermez. Ona Süt Parası diye bir miktar para verilir. İmam dua okur, dua bitince gelin annesinin babasının yakın akrabalarının elini öperek ata veya öküzlerin çektiği üzeri Kızık Kilimyle örtülmüş arabaya bindirilir. Atın veya öküz arabasının yularını kız evinden birisi tutar. Tutan kişiye bir miktar para verilir. Artık gelin alınmıştır. Bütün gelinler alındıktan sonra akşama yakın bir zamana kadar oyun ve eğlenceler devam eder. Akşama yakın bir zamanda gelin evin kapısına kadar getirilir. Attan inmez, kayın baba geline bahşiş verir, gelin attan iner. Eve girerken gelinin başına arpa saçılır. Bunun amacı gelinin eve bolluk bereketlilik getirmesi içindir. Gelinin başında al vardır. Al bayrak renginde kırmızı bir başörtüdür.  Başının üstüne gelecek yer koni gibi sivridir. Alın etekleri yeşil işlemelidir. Alın altında beyaz duvak vardır. Gelin eve girince sofranın üzerine çıkarılır. Orada bir miktar dikildikten sonra indirilir. Bu arada damat ahırdadır. Gelin eve girerken damat evde olursa çocukları çok olur, ahırda olursa mallarının çok olacağına inanılır. Gelin eve girdikten sonra damat ahırdan çıkar. Damat arkadaşları ile birlikte koşulardan birinin evindedir. Yatsı namazına camiye gider. Namazdan sonra cemaat ve imam eşliğinde eve kadar gelinir. Tekbirler alınır, dualar edilir. Duadan sonra oğlan gelinin kaldığı odaya gider. Bu arda damadın arkasına arkadaşları yumruk vurmaya çalışır, bazen da arkasından yumurta atarlar, Damat gelinin bulunduğu odaya girer. İki rekkat namaz kılar. Gelinin duvağını bahşiş verip besmele ile açar. Gelinle damat sabahleyin erken kalkıp büyüklerin ellerini öperler, evde yapılaması gereken işleri yaparlar.

DAMAT ÇIKARMA

Ertesi sabah davul zurna damadın evine gelir, evin önünde çalmaya başlar. Damat çıkar, davulculara basma, mendil ve bahşiş olarak para veriri. Davul zurnanın ritmine göre oyun oynar. Damadın arkadaşları ve delikanlılar oyun oynarlar. Kalabalığa sigara ve şeker ikram edilir. Davul zurna ekibi gider, kalabalık dağılır.

KIZ ARKASI

Kızın akrabaları oğlan evine gelirler. Gelen herkes bir miktar bahşiş verir. Yemekler yenir. Sohbetler edilir. Bütün kadınlar duvak yerine doğru gitmeye başlarlar.

DUVAK

Kadınlarla birlikte gelinler de duvak yerine getirilir. Bütün kadınlar toplanır. Eğer düğün yaylada yapılıyorsa gelinler Duvak Çamının olduğu yere getirilir. Gelinler çamların diplerine arkaları çamlara dayanacak şekilde oturtulur. Kırmızı gelinlikleri çıkartılır. Üzerlerinde beyaz  Duvakları (Gelinlik) kalır. Herkesi oynatan kadın getirilir ve sandalyeye oturtulur. Hem oyun havalı türküler söyler hem tef çalar. Kadınlar türkü ve tefin ritmine göre oynarlar. Gelinler sadece süzülerek otururlar, hiç konuşmazlar. Buna gelinlerin süzülmesi denir. En son kaynanalar ve  gelinler oynar ve duvak dağılır. Artık düğün bitmiştir. Davetliler giderler. Düğün sona ermiş olur.

ANA BABA DAVETİ

Düğünün yapıldıktan bir iki hafta sonra gelinin babası damat tarafını davete çağırır. Damat da dahil damadın akrabaları bu davete giderler. Önde damadın akrabalarından sağdıç denen birisi arkasında damat geinin akrabalarının ellerini adlarını söyleyerek öper. Sağdıç amca der öper, damat da amca der öper. Sağdıç elini öptüğü kişinin gelinin nesi oluyorsa o adı söyler ve o kişinin elini öper, arkasından damat ta o adı tekrarlar ve ellerini öper. Sıra Kayın Babaya gelince damat ne el öper, hiçbir şey söylemez. Kayın Baba birkaç davar, ya da dana, düve ….vb şeyşi verdiğini söyleyince damat kayın babasının elini öper ve baba adını takar. Damada verilen hediyeye SÖYLETMELİK denir. Bütün erkek tarafı ve kız tarafı sofraya oturur yemeklerini yemeye başlarlar, damat oturmaz, hizmet eder. Su isteyene su, ekmek isteyene ekmek verir. Yeme içme ve sohbet bitene kadar damat ayaktadır. Oturduğu, hizmette bir kusuru görülürse ahırdan getirilen semer damadın sırtına vurulur. Böyle bir durum karşısında da damat tepki gösteremez. Bu duruma meydan vermemek için damat elinden Agelen gayreti gösterir. Yeme içme ve sohbet bittikten sonra geç vakit misafirler hep birlikte kalkıp giderler. Ayakkabılar çevrilmiştir. Ev sahibi misafirleri uğurlar. Oğlan evi misafirlerinden bazıları evden habersizce eşya alıp götürürler. Amaç kız evinin alınanları geri almaları için oğlan evine misafir olmalarını sağlamaktır. Bir başka zaman kız evi bu eşyaları geri almak amacıyla oğlan evine misafirliğe giderler. Kız evinin oğlan evine oğlan evinin kız evine gidip gelmeleri birkaç kez devam eder. Sonuçta ailelerin kaynaşmasını ve birbirlerini iyice tanımalarını sağlamaktır. Düğün dernek sona erer. Evlilikler sağlam bir temele oturtulmaya çalışılır. Aileler arası uzun süreli bir dostluk kurulması ve yeni evlenen çiftlerin uzun yıllar mutlu olmaları istenir.

 

Mehmet ÖZÇELİK
Emekli Maarif Müfettişi

İstanbul / 2021 Kasım

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bookmark the permalink.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.