Önemki Kişiler 1: Mektepli

MEKTEPLİ

Hüseyin Yaman köyde ilk defe mektepte okuyan kişi olduğu için kendisine Mektepli denmiştir. Müdürler  Sülalesinden olduğu için Müdürlerin Mektepli denmesi gerekirken . Kızık Köyünde Müdüre Midir denir. Midirlerin Mektepli denirken söylene söylene Midirin r si kaybolarak Midiller denmiştir, Rumi 1315, Miladi 1899 yılında doğar. Babası Midillerin Koca Ahmet, babasının babası Hacı Sofu, bazen da Koca Sofu, Koca Sofu’nun babası Ahmet, Kara Ahmet’tir. Kara Ahmet 1840 lı,1850 li yıllarda Kızık Köyü’nün de bağlı olduğu Pavli Nahiye’sinin Müdürüdür. Bu aileye Müdürler, Midiller denmesinin sebebi budur. Ahmet o devirde Nahiye Müdürü olduğuna göre belli bir eğitim düzeyinde olduğu anlaşılmaktadır. Kızık Köyüne geldiğinde Cuma Namazını Güney Mahallede kılarmıştı. O zaman Cuma Namazı Güney Mahallede kılındırmıştı.  Namaza geldiği zaman atının yularını caminin güneyinde bulunan yassı taşın kenarında bulunan deliğe bağlarmış. Bu taş hala orada bulunmaktadır. Mekteplinin annesi Salime, Koca Hacı İmamın kızıdır. Hacı İmam Kızık Köyünün en zengin kişisidir. Hem hacı hem köyün İmam Hatibidir. Medrese Öğrenimi görmüştür. İri yarı uzun boylu bir adamdır. Güney Mahallede caminin yanında dikildiği zaman Kuz Mahalleden 1 Km uzaktan görenler Hacı İmam’ı ayakta dikildiğini bilirlerdi. İlk öce Halil oğullarının (Halların) kzı ile evlenir. Koca Hasan adlı bir oğlu olur. 1908 yılında  Beygirleri ile İstanbul’a giderken Hendek’te karın altında kalarak ölür. Bundan Mustafa Hitit gil. Durkadın, Çakırkızı’nın babaları dedeleri olur. 2.Evliliğini Aşağı Mahalleden Keçeciler sülalesinden yapar. Bundan annemin babası Ahmet Hoca (Topuzel), Feride olur. Topuzel’den Annem Kadirin ve Mehmet Emin dayılarım olur. Topuzel dedem  babası gibi medrese öğrenimi görerek Hoca olur. Feride Koca Yusufla evlenir. Ali Ustanın Annesi Gülsüm. Kugölcük Köyüne giden Ayşe’den Öğretmen Emin BULAT’ın babası olur. Bir de Ali adlı bir oğlan olur. 3.Evliliğni de Hacı Muratların kızı ile yapar. Bundan Mehmet, İsmail, ve Salime olur. Hacı İmam’ın sandıklar dolusu kitapları kapanın elinde kalır. Sahip çıkılmaz, dağılır gider.  Köyde en büyük arazilere sahip olduğu gibi köyün kuzeyinde bulunan Karca Köyünün arazilerinin çoğuna sahipti. Karca Köyü’nün Seki Mevkisinin tamamına yakını Hacı İmam’ındır. Karca köyündeki buğdayı samanı orada bulunan ambarına ve samanlığına koyardı. Karca Köyünde de evi samanlıkları ve ahırları vardı. Ailenin bir kısmı da Karca Köyünde ikamet etmekteydi. Hacı Sofular (Midiller) de çok zengindi. Koca Sofu Kızı Fatma’yı Hacı İmam’ın oğlu İsmai’e verir. Oğlu Ahmet’e de Hacı İmam’ın kızı Saime’yi alır. Ahmet’in Kızı Ayşe’de Hacı İmam’ın torunu Yakup ile evlenir. Bu evlilikten Adem ve Hatice olurlar. Adem de Dayısı Mektepli’nin kızı Fatma ile evlenir. Bu evlenmeler karşılıklı zengin olan bu aileler arasında gerçekleşir. Bazen de Hacı İmam Ailesi Zengin olan Hallar (Halil Oğulları) sülalesinden de kız alış verişi yapmışlar. Dolu kazan hep dolu kazana taşmıştır. Dolu kazan boş kazana hiç taşmamıştır. Zengin ailelerin birbirlerinden evlenmelerinin sebebi toprakların miras yolu ile dağılmamasıdır. O zamanlar en büyük gelir Kaynağı tarla ziraati, en kıymetli besin de ekmekti. Kimim arazisi bol ve verimli ise o zengin ve söz sahibiydi. Bu nedenler Midiller, Hacı İmamlar ve Hallar köyün ileri gelenleriydi. Misafirliğe hep biri birlerine giderler, biri birlerini yarı yola kadar salavatlar, yarı yolda karşılarlardı.

Mekteplinin dedesinin babası Kara Müdür, Kara Ahmet ve oğlu Hacı Sofu kültürlü öğrenim görmüş kişilerdir. Aile eğitimin önemini bildiğinden oğulları Hüseyin’i okuturlar. Hüseyin’i Mektebe yazdırırlar. Osmanlı Devletinde II.Mahmut döneminde Avrupa Tarzı Eğitim yapan okullar açıldı. Bu okullara Mektep denilirdi. Eskiden beri eğitime devam eden Medreselerin yanında Mektepler de ortaya çıktı. Medreselerde Astraonomi, Matemetik gibi dersler okutulsa da din ağırlıklı eğitim verilirdi. Mektepler bu günkü, İlkokul, Ortaokul ve Liseler gibi temel bilimleri esas alan Avrupa tarzı eğitim öğretim gören kurumlardı. 1924 yılında Tevhid-i Tedrisat Kanunuyla medreseler kapatılıp sadece mektepler kaldı. Eğitim iki başlılıktan kurtularak tekli sisteme geçildi. Bolu’da 20.Yüzyıln başında bir çok mektep açıldı. Hüseyin de bu mekteplerden birine kaydoldu. Aile zengin olduğu için Bolu Merkezde çocuklarını okutabilme imkanına sahipti. Hüseyin İlk Mektep, Orta Mektep (İlkokul ve Ortaokul)’u bitirip köye geldi. Köyün ilk Orta Okul mezunudur. Bu nedenle kendisine Mektepli denmiştir.

Mektepli Milli Mücadeleye asker olarak katıldı. Cephe gerisinde askeri depolarda görev yaptı. Askerlik dönüşü köye geldi. Mektepli Ayşe Durmuş kardeşlerin en büyüğüdür, Durmuş Hacı İmamlar’ın kızı Durkadın, kız kardeşi Ayşe, Hacı İmamlardan dayısının oğlu Yakup ile evlenir. Kendisi de Molla Hüseyin Gil sülalesinde Molla Arif’in (Arif BİLGİN) kızı Şakire ile evlenir. Bu evlilikten Ahmet, Emine, Mehmet Emin, Hasan ve Fatma adlı çocukları olur. Ahmet Ahmatlar’ın Hacı Mehmet’in kızı Ayşe ile evlenir. Bu evlilikten Hacer olur. Ahmet geç yaşta apandisti ameliyatı sonucu vefat eder.  Karısı Ayşe, Hasan Akman (Efe) ile evlenir. Bu evlilikte Mücahit adlı bir oğlu olur. Emine Mehmet Bayramoğlu (Kara Mehmet) ile evlenir. Fatma ve Ruhiye adlı kızları olur. Mehmet Emin Hatıplar sülalesinden Hakkı ÇOBAN’ın kızı Mürivet’le evlenir. Bu evlilikten Hüseyin, Maide, Sebahat, Nezahat ve Nebahat adlı çocuklar olur. Oğlu Hasan Yaman İlkokulu Kızık Köyünde okuduktan sonra ortaokul ve liseyi Bolu’da okur. Tıp Fakültesine giderek doktor olur. Köyümüzün Yüksek Öğrenimini yapan ve İlk kişidir. Köyümüzden yetişen ilk doktordur. Okulu bitirdikten sonra Kıbrısçık İlçesinde Hükümet Tabibi olarak çalışır. Yüksek  İhtisas yapmak için Kanada’ya gider. Kanada’dan ABD ye geçer ve oraya yerleşir. ABD vatandaşlığına geçer ve bir daha Türkiye’ye dönmez. 1986 yılında ABD de vefat eder. Melodi adlı bir kızı, iki oğlundan birisi Alpaslan’dır. Diğerinin asını bilmiyorum. Hasan YAMAN’ın hanımı Bolu’ludur. Çocuklarının Hüseyin ve Hacer’le haberleştikleri biliniyor.

HASAN YAMAN

Kızı Fatma’yı kız kardeşinin oğlu Adem’le evlendirir. Bu evlilikten Adnan, Adil ve Ayşe adlı çocuklar olur.

Mektepli 1924-1928 ile 1932-1936 yılları arası iki defa muhtarlık yapmıştır. 1934 yılında Köyümüzde yıllarca öğretmenlik yapan Sayın Özdemir’in babası Köy Katipi ve Köyün İlk Öğretmeni Mehmet ÖZDEMİR ile Yayla Camisinin önünde Ezan Taşının yanına oturarak köyde soy adlarını belirleyip herkese soy adını verir ve kayda geçirirler. Bazı Soy adlar aynen durduğu gibi çok yeni soyadlarını sülalelere verirler. Değişmeyen Soy Adları; Kayış Oğulları, Bayrama Oğulları, Meterlliöz oğulları, Kayrancı Oğulları, Tepetaş Oğullarıdır. Karaimam Oğulları, Karataş olur. Büyük bir çoğunluğun soyadları değişir. Bizim Soy adımız Vedut Oğulları iken Özçelik Oldu.
        Köyde Hacı İmamlardan sonra en büyük arazi Mekteplidedir. Tarlalarını 5 çift öküz, 5 hizmetkarla sürerlerdi. Ambarlarına binlerce yarım buğday koyarlardı. 50,60 mandası, 50,60 tane inekleri vardı. Bunları günlükçü onlarca işçileri sağardı. 5000 civarında koyunu vardı. Yaylanın Arkutça ve Çobanlar Yatağı mevkisi Mektepliye aitti. Orada köyden hiç kimsenin koyunu gezemezdi. Koyun sürüleri arada bir eve gelir, evin yanında buluna ağılda yatardı. Onlarca köpeği olur, kimse davar meraya otlamaya çıkmadan o ağılların yanından köpeklerden korkusuna  çaya gitmeye cesaret edemezdi. Bir gün o ağılın kenarında dikilirken;  Vay be şu ağılın büyüklüğüne bak dediğimi hatırlıyorum. Yanı başımda rahmetli Boz Arif (Şakireler’in Mehmet’in babası); “Oğlum ağıllarını evinizin duvarına kadar büyütseler bir şey diyemezsiniz. Buğdayınız biter bunlardan alırsınız. Samanınız biter bunlardan alırsınız”.Dedi. Rahmeti Boz Arif anne tarafından akrabam olur. Midillerin İneklerini ve Öküzlerini köyün sığırtmaçları ve öküzcüleri güderken, mandalarına ayrı çoban tutarlardı. Koyunları için en 8,10 çobanları, bütün bu çalışanlar için ayrı binaları ve odaları vardı. Koyunları kasımda kıra giderdi. Mektepli Sakarya boylarında, Eskişehir ve Polatlı taraflarında koyunlarının kışın otlayabilmesi için mera kiralardı. Koyunların kışın bu meraya gitmesine Kıra Gitmek denir. Kıra gidenlere de KIŞLAK denir.

Aladağ Orman İşletme Müdürlerinden Osman ŞAVAŞAL köylüyü toplayarak onlara;  Yaylaya düzensiz yerleşilmiş. Evlerinizi ve ağıllarınızı bozun. Benim yaptığım plana göre düzenli bir yerleşim kurun. Size bir mera ıslahı yapacağım. Sonra Aladağ ve Aarkutça suları ile bu merayı sulayarak yüksek ve kaliteli miktarda ot ve yem bitkisi yetiştireceksiniz. Karakirse (Kara Kilise) dahil her tarafı telle tutacağız. Bu duruma başta köylüler bir şey demediler. Bu durum Mektepli’yi son derece rahatsız etti. Yayla telle tutulursa bu kadar koyun, manda nasıl ve nerede gezecek. Yandaşlarını kışkırttı. Yayla elden gidiyor, bu müdür sizi yayladan kaldıracak diye söylentiler çıkardı. Köylü bu duruma baş kaldırınca Mera Islahı ve Planlı Yerleşimden vaz geçildi.

Mektepli ormanların devletleştirilmesinden sonra kesim ve çekim işlerini m3 bedeliyle ormandan alır, köylülere aldığı fiyatın altında yaptırırdı. Yani istihsal işlerinin müteahhitliğini yapmaya başladı. Aynı zamanda kereste tüccarlığına başladı. Ormandan kereste alıp kereste satmaya başladı. Aldığı her parti malda binlerce lira para kazanıyordu. Yanına Hüseyin ÇİÇTÇİ’yi (Gümrük) alarak ona bu işleri öğretti. Hüseyin ÇİFTÇİ de bu işleri yapmaya başladı.  Kesim çekim müteahhitliği işlerini de kahyalarına bıraktı. Aynı köyden Ahmet mitralyöz ile Osman Kayış Mektepli’nin kahyalarıydı. Çalışanlarla bizzat onlar ilgileniyordu. Kesim yapmak isteyenler sabahları evin önüne baltaları ve testereleriyle toplanırlar, Mektepliyi ve kahyalarını beklerlerdi. Kahyalar evin balkonuna gelerek halka; “-Mektepli kaltı, kahvesini içiyor, biraz sonra sizlerle görüşecek.” Derlerdi. Tomruk çekmek isteyenler öküz arabalarıyla mekteplinin evinin önüne gelirler, kahyalar onları ayrı ayrı yönlendirerek işleri dağıtırlardı. Her gün onlarca kişi iş alırdı. Bu çalışanlar sadece Kızık Köylüsü değil, Civar Yayla ve Köylüler de çalışırlardı. Tüm Aladağ Ormanlarının işi mektepliye aitti.

Mektepli 1950 li yıllarda kendisine makam aracı olarak Mercedes motorlu Unimog marka dört çeker bir araç aldı. Bu araçla köyden şehire, şehirden köye gidip gelmeye başladı. Şehirde belediye binasına yakın bir yerden ev satın aldı. Feruze adlı bir kadınla ikinci evliliğini yaptı.  Kışları şehirde duruyor, yazları yaylaya veya köye geliyordu. Köyde ilk hanımı, şehirde ikinci hanımı vardı. Zamanla makam aracı evin her işinde kullanılmaya başlandı. Arkutça suyunun yanına sütlük evi yaptırdı. Yağ, yoğurt, peynir gibi süt ürünlerini bu sütlükte imal etmeye başladılar. Sağılan sütler unimogla bu sütlük evine gelir, yapılan ürünler unimogla buradan eve taşınırdı. Bu Unimog tarlalardan sap taşımaya, taşınan sapları arkasına takılan düvenlerle sürmeye başladı. Köyün gençleri hem çalışıyor hem bu nimogu kullanıyorlardı. Bu unimog sayesinde Ömer ÇAKMAK, Adem MİNİ, Cafer KEÇECİ gibi çok kişi şoförlük öğrendiler. Kızık Köyünde çok sayıda şöförün ve kamyonun olması nedenlerinden birisi de budur. Harmanları ve samanlıkları çok büyüktü. Herkes harmanına 2 veya 3 araba sap saçarken Mektepliler 10 arabadan aşağı sap saçmazlardı. Harmanda dönen hayvan ve öküz değil motorlu vasıta olan Unimogtu, arkasına 4,5 düven takılırdı. Saplar erkence olur, tınazlarını erkence yığarlardı. Ben dedeme sorardım. “-Dede bunlar ne yapıyorlar, biz de yapalım.” Dediğimde dedem “Oğlum onlar Sofu gil, onlar zengin”. Derdi. Çocukluk aklımla zengin neye derler bilemediğim için pek anlam veremezdi.  Unimog kışları kıra koyun sürülerinin yanına gider, yeni doğan kuzuları toplayıp yatağına getirirdi. Buna döl toplamak derler.  Sıcak havalarda kaymaklar yağa dönüşmezdi. Kaymağın soğuk tutulması gerekir. Unimogla Kartalkaya’nın doruklarından, kayaların güneş görmeyen yerlerinden kar getirilir, kaymaklar soğuk tutularak yağ yapılırdı. Kartalkaya’nın doruklarındaki kayaların güneş görmeyen yerlerinde yıl 12 ay kar olur. Unimog’un altı yüksek ve dört çeker olduğu için 50Cm kadar karda hareket edebilen bir araçtır. Yolların kapalı olduğu kış günlerinde acil durumlarda Kızık Bolu çalışırdı.

UNIMOG

Kuz Mahallede bugünkü caminin yerinde küçük taş bir cami vardı. Ben hayal meyal hatırlıyorum. Bu cami 19.Yüzyılın sonunda yapılır. Cami ustaları Ermenidir. Camiyi yaparken cami yakınında bulunan evlerden birisinde anne çocuğuna kızar. Gavurun çocuğu! diye bağırır. Ermeni ustası esprili bir şekilde; “ Getirin benim çocuğumu.” Der. Camiyi yaptıranlardan birisinin de Kamalar’ın Yeni Yiğit olduğu söylenir. Bu cami zamanla dar gelmeye başlar. Köylü camiyi bozup yeniden yapmak ister. Mektepli “Bütün masraf bana ait, gerekeni yapın.” Der. Köylü camiyi bozar. Yenisini yapmaya karar veririler. Köyün güngörmüş ustalığı iyi bilen kişilerinden biri olan Ali  TEPETAŞ (Koca Ali) “Komşular gelin bu camiyi beton arma yapalım. Uzun ömürlü olsun.” Diye ısrar eder. Köylüler betonu ne olduğunu bilmezler, çok masraflı olur, hakkından gelemeyeceklerini zannettikleri için ahşaptan yapmaya karar veririler. Neticede Mektepli’nin maddi ve manevi yardımları sonucu 1959 yılında cami yapılıp ibadete açılır. Son yıllarda esaslı bir bakım geçirerek sağlam vaziyete getirilmiştir.

1962 yılında köyden çok kişi yeni kamyon almaya başlar. Mektepli de kamyon almak için İstanbul’a gider. Bayiye girer. Kamyonların fiyatını sorar. Satın almak istediğini söyler. Adamlar Mektepliyi tepeden tırnağa süzdükten sonra; “Ya dayı git işine, bunlar çok pahalı, senin kamyonla ne işin var.” Derler. Mektepli kılığına giyimine pek önem vermeyen bir kişidir. Mütevazidir. Zengin fakir ayırımı yapmaz. Herkesle oturup sohbet edebilir. İhalelere geldiği zaman adı “şalvarlıdır.” Şalvarlı ihaleye geldi mi? Var mı, yok mu? Diye sorulur. Bayinin bu sözü Mektepli’nin ağırına gider.  Cebinden banka hesap cüzdanını çıkarır. Adama gösterir. İstersen bankayı telefonla ara der. Adam cüzdana bakınca Mektepli’den özür diler. Kamyonun fiyatını, kaç taksit yapacağını uzun uzun anlatır. Mektepli; “Bırak taksiti maksiti, Ben Peşin alcalağım. Hem de iki kamyon. Bolu Kızık Yaylası ev teslimi.” Tamam derler. Pazarlık yapılır. Mektepli iki kamyonu peşin alır. Kamyonlar Kızık Yaylasına getirilir.

Mektepli son yıllarında şeker hastalığına yakalanır. Doktorların ısrarına rağmen diyete fazla önem vermez. 29 Mart 1970 yılında aramızdan ayrılır. Kızık Köyünde fazlasıyla iz bırakan kişilerden birisidir. Mekânı cennet olsun.

 

 

 

Bookmark the permalink.

Comments are closed.