Kızık Yaylası ve Kızık Köyünde İlkbahar

Değerli okuyucularım. Zaman geçtikçe yaşam tarzımız da günün şartlarına göre değişiyor. Bizim çocukluğumuz ve gençliğimizin yaşam tarzını şimdiki nesil bilmez. Bilmemesi de gayet doğal. Bizim zamanımızdaki yaşantının unutulmaması ve gelecek kuşaklara aktarılması için eski yaşantıları kaleme almak gereğini duydum. Bildiğim kadarını yazmaya çalıştım. Eksiklerim veya hatalarım olabilir. Bana bunları bildirirseniz yeniden daha iyisini, daha doğrusunu yazabilirim. Hepinize iyi ve sağlıklı günler dilerim.

KÖYÜMÜZDE İLKBAHAR

            Gündüzler yavaş yavaş uzamaya başlamış, Soğuklar şiddetini azaltmış, kar tarlalarda ve etrafta alacalanmış, Mart Ayının ortaları olmuştur. Koyunlar yavaş yavaş kuzulamaya başlamıştır. Yeni doğan kuzular bir gün annesinin yanında bırakılıp kuruduktan sonra annesinden ayrılırlar. Anneleri onları yalayarak kuruturlar. Evin ya da sayanın denilen bölümüne konur. Bütün kuzular buraya getirilir. Akşam sabah annelerinin yanına getirilip emdirilir, Kuzuluğun kapısı açılır, kuzular annelerine koşarak giderler. Anneleri de onlara doğru koşar, kuzular ve koyunlar birbirlerini seslerinden, kokularından tanırlar. Koyunlar kuzularını doyuncaya kadar emdirir ve sahipleri kuzuları ayırıp kuzuluğa koyar. Bu iş, akşam ve sabah olmak üzere günde iki defa yapılır. Bazı kuzların anneleri, bazı koyunların da kuzuları ölmüştür. Kuzusu ölen koyuna oğursak denir. Annesi ölen kuzuları yavrusu ölen koyunlara alıştırılıp onlar tarafından kabul edilmeleri sağlanır. Koyunlar Mart ayının ortasından itibaren kuzulamaya başlarlar. Kuzulama Nisan Ayının başına kadar devam eder. Kuzulamanın başlamasından bitimine kadar geçen süreye döl alma denir. Döl köyde alınır. Kuzuların kulaklarına yaylaya çıkıp  sürüye katılmadan önce en vurulur. Bıçakla kulağın uygun yerleri uygun şekilde kesilir. Bu işaretler kuzuların ömrü boyunca kulaklarında kalır. Buna En denir. En vurma işi iki kişi tarafından yapılır. Birisi kuzuyu ya da oğlağı tutar, diğeri de kulağının altına bir odun koyarak bıçakla kesme ya da yarma işini yapar. Her ailenin eni faklıdır. Köyde herkes birbirinin enini bilir. En hayvanların kimin olduğunun bilinmesi içindir. Her ailenin eni farklıdır. Hayvan kaybolduysa bulanlar eninden tanıyarak sahibine haber verilir. Buzağılara da en vurulur. Artık kar kalkmış, toprak ısınıp çayırlar yeşermeye başlamıştır. Koyunlar kuzuladıktan sonra sahipleri ve yanlarında kuzuları ile birlikte köyden sabahtan çıkar, yavaş yavaş otlayarak akşama yaylaya varırlar.  Bazı koyunlar döl başlamadan önce kuzularlar. Bu kuzulara koç kaçkını, zemheri kuzusu denir. Bu kuzular koç katımından öce koyunların koçla bir araya gelmesi sonucu olur.  Kışın hep saman yediklerinden zayıf ve dermansız düşen sığırlar köyde meraya salınıp otlatılır. Hayvanlar yeşilliği yemeye başladıktan sonra güç toplamaya başlarlar. Bu arada eksiltme ihalesiyle köyün sığırtmacı tutulur. Önce koyunlar yaylaya çıkar. Havalar biraz daha ısınınca bir iki hafta sonra sığırlar yaylaya çıkar. Sığırtmaç sığırları toplayıp yaylaya götürür. Köyle yayla arası 18 km, yürüme 3 saatlik yoldur. Yaylamız köyümüzün kuzey doğu istikametine düşer. Ev halkının bir kısmı yaylaya gidip koyun ve sığırlar ile ilgilenir. Geriye kalanlar köyde tarla işleri ile uğraşır.

            Mart Ayı gelmeden cemreler düşmeden köyün her tarafı bem beyaz karla kaplıdır. Cemreler düştükten sonra önce anların başları açılır, sonra tarlalar alacalanmaya başlar. Yavaş yavaş kar kalkmaktadır. Yukarı tarlalar ile ağağıdaki tarlalar arasında 2-3metre dik eğimlere an diyoruz. Toprağı sürme öküz gücü ile kara sabanla yapılır. Süren kişi hem sabanı hem öküzleri idare etmek durumundadır. Tarlalar yukarıdan aşağıya, aşağıdan yukarıya değil, enlemesine sürülür. Tarlanın yukarısındaki topraklar her sürme işinde bir miktar aşağıya iner. Bu yıllar itibariyle tarlanın üst tarafındaki toprağın alt tarafına doğru taşınmasına yol açar. Yukarıdaki topraklar alta doğru taşındığından tarlanın alt kısmı yukarı kısmandan daha verimli olur. Tarlanın alt tarafı yükselir, üst tarafı alçalır ve on yıllar boyunca anlar oluşur. Anın en altına kadar olan kısmı yukarıki tarlaya aittir. Tarla sahipleri bazen bu anlara taş örerler. Bu örülmüş taşın adı çakıldır. Çakıl Anın altından tutulur. Yan taraftaki tarlalar arasında boşluklar vardır. Bu boşluklar hiç sürülmediğinden üzerinde karaçalı dikeni, fındık çığısı, ahlat meşe ağaçları biter. Doğal olarak tarla sınırları kendiliğinden oluşur. Karşıdan bakıldığı zaman tarlaların birbirlerinden ayrıldığı görülür. Tarlalar genellikle 3 ila 1 günlük çift sürecek kadar büyüklüktedir. Karasabanla günde 5 yarım ekecek kadar çift sürülür. Bu da 4 dönüm kadardır. 1 yarım buğday 10 kg gelir. Köyümüzüde ekilip biçilen tarlaların büyük bölümü köy yüzündedir. Köy Yüzü İdriz Dağının kuzey yamacı ile Killik Kaşı, Kaş, Başköy Tepesinin güney yamalarında bulunmaktadır. Her iki yamaç Yayman Derede birleşir. Yayman Dere, doğuda Kokurdan’dan başlar batıya doğru 5-6 km uzunluğunda eğimle Kabak Köyü’nün altında Aladağ Suyuna kadar uzanır. İlkbahar ve sonbaharda akar, yazları kurur. Köyün en altkesimi ile en yüksek kesimi arasında 500 metre kadar bir yükseklik farkı vardır. Son Cemrenin toprağa düşmesi ve topağın ısınması sonucu kar önce köyün alt tarafları ve güneşi daha çok gören Güney Mahalleden kalkar. Kademe kademe köyün üst kesimlerine doğru gelir. Önce anların başları, sonra tarlaların bazı kesimlerinde kar kalkar, her taraf siyah beyaz alacalanır. Cemre demek ateş parçası kıvılcım demektir.  Toprağa düşen cemreler torağın üzerine kırmızıya çalan sarı alev olarak çıkar. Bunlara çiğdem diyoruz. Kar tamamen kalktıktan sonra her taraf sarı kırmızı çiğdem olur. Sanki ekilmiş gibidir. Çiçekli bir halıya benzer. Çiğdem anne gibi, toprak gibi kokar. Köyün çocukları onları toplamaya başlarlar. Fazla toplarlarsa çiğdemin korucusu çiğdem dede çocukları kovalar. Aileler de çocuklarına fazla çiğdem toplamamalarını tembih ederler ve Çiğdem Dedeyi kızdırmamalarını söylerler.  Bu nedenle çocuklar haddinden fazla çiğdem toplanmazlar. Topladıkları bu çiğdemleri hizaya sokarak başkalarına göstermek amacıyla şapkalarına ya da elbiselerini görünen bir tarafına dikerler, bir iki gün öylece gezerler. Çiğdemin, toprağın 10-15 Cm altında fındık büyüklüğünde kökü vardır. Bu kökü çocuklar severek yerler. Çiğdem kökü gök gürlemeden önce yenirse yiyenin başın kel olacağına inanılır. Yemeden önce çocuklar birbirlerine gök gürledi mi? diye sorarlar. Gürlediyse bir iki tane yerler. Kışın gök gürlemez. İlkbaharın başlarında yağan yağmurla birlikte gök gürler. Gök gürlemesi kış mevsiminin bitimidir. Gök gürleyince evin üst katından alt katına inen merdivenden kalbur yuvarlanır. Kalbur yuvarlandıktan sonra devrilir. Devrilen kalburun ağzı yukarıya gelirse o yıl bolluk, ağzı aşağıya gelirse kıtlık olacak denir. Çiğdemlerden sonra Nevruz ve Mayıs Çiçekleri çıkar. Toprak ve ağaçlar kış uykusundan uyanmaya başlar. Taşları kaldırdığın zaman altından sağa sola kaçışan karıncalar görünür. Kuşlar cıvıl cıvıl ötüşür. Dere kenarlarında bulunan söğüt ağaçları yeşillenmeye başlar. En çok söğüt, Yayman Dere Kenarındadır. Söğüt ağacı suyu çok sevdiğinden genellikle dere kenarlarında bulunur. Çocuklar yaprak çıkarmaya başlayan söğüt ağaçlarının kabuklarından ve dallarından düdük, poru, kaval yaparlar. Küçük çocuklarda büyüklerinden öğrenirler. Kabuk iyice kavlamadıysa; bıçak veya çakının sapıyla çıkarılmak istenen kabuğun üzerine söğüt dalı döndürülerek hafif hafif vurulur, hem de

“-Kav kavladı.

Derelerde sıçan avladı.

Eller yaylaya göçmüş.

Sen niçin göçmüyorsun?

Kadı kırangudu kırangudu gon gon gon!”

Diye söylenir.

Düdük, poru kaval sesleri köyün her tarafından duyulur. İnsanlara neşe verir. Baharın geldiği anlaşılır.

            Köyümüzün batı tarafında oldukça düşük rakımlı bir köy olan Kabak Köyü ve aynı köyün Gölcük Mahallesi vardır. Ağaçlar önce Kabak ve Gölcük’te yeşillenmeye ve çiçek açmaya başlar. Yukarıdan bakıldığında çiçek açan bu ağaçlar üzerlerine kar yağmış gibi bembeyaz görünür. Beyazlık bir hafta sonra kademe kademe köyümüze kadar gelir. Artık köydeki meyve ağaçları bembeyaz çiçek açmışlardır. Her taraf mis gibi kokar. Mayısın 6 sı Hıdırellezle birlikte guguk kuşu. Gu guk! Gu guk! Diye da ötmeye başlar. Müzikal, insanı mutlu edecek bir sestir. Guguk kuşu iki ay boyunca zaman zaman öter. En son İdriz Dağı’nın yükseklerinde bulunan meşe gürgen akçaağaçları da yeşile yakın sarı bir renkte yaprak açar, her gün renk biraz daha koyulaşıp koyu yeşile döner. İdriz Dağının dorukları köknar (küner) ormanları ile kaplıdır. Köknarlar yaz kış aynı renkte koyu yeşildir. Her taraf yeşillenip otlar büyüyünce sofralardaki yemek çeşitleri de değişirr. Kabalak, Mancar (Şeker Pancarının Yabanisi), Koyundili, Acıkulaklar toplanıp yemekleri yapılır. Üzerlerine sarımsaklı yoğurt dökülerek yenir. Eskiden şimdiki gibi plastik ve çelik kaplar yoktu. Bakır ve toprak kaplar vardı. Toprak kap dayanıksız olduğundan uzkaklara bir şey taşınmaz. Bakır kaplar da her yıl kalaylatılırdı. Köyün kalaycısı aynı tarihlerde yaylaya gelir, sırayla tüm köyün kalaylarını kalaylar giderdi. Kapların kapağı bulunmadığından ezilmemesi için  yoğurt yayladan beygirlerle bez torbalar içinde süzülmüş olarak gelir. Mal sahipleri beygiriyle köye giden olursa ondan torba içindeki yoğurdunu köye. Götürmesini ister. Yoğurt beygirin semerinde bez torbanın içinde asılı olarak gider ve sahibine teslim edilirdi.

            Nisan ayı içerisinde tarlaların sürülme tavı geldiyse sürülüp buğdaylar ekilir. Köyümüzde İlkbahara İlkyaz denir. İlkyazda yazlık buğday ekimi yapılır. Yazlık Buğday köyümüzün yerli buğdayıdır. Boyu biraz kısa başakları beyaza çalan sarı renkli dane verimi azdır. Bu buğdayın ekmeği beyaz ve lezzetli olur. Genellikle ununu börekliğe ayırırlar. Bu buğdayın unundan börek ve lokum yapılır. Geç ekilmesine rağmen diğer buğdaylarla aynı zamanda yetişir. Yazlık buğdayların arkasından arpalar,  fiğler ekilir. Buğday öncelikle herk yapılan veya bir yıl önce fiğ ekilen tarlaya ekilir. Tarlaya herkten sonra buğday, ikinci yıl fiğ, fiğden sonraki yıl o tarla herke (nadasa) bırakılır. Arpalar genellikle eve yakın verimli tarlalara ekilir. Arpa verimi buğdaydan fazla olur. Tarlaya ne kadar buğday ekileceğini sahibi bilir. Yıllardır aynı tarlayı ve ekim işlerini yapmaktadır. Eken kişi tarlasını evlek evlek böler. Yarım yarısı buğdayın atılabileceği alana bir evlek denir. Bir evleğe 5 kilo buğday atılır. Önce elle her tarafa aynı miktarda düşecek şekilde tohum atılır. Arkasından karasabanla sürülür. Sabanı öküzler çeker. Öküzler acemiyse aileden bir kişi öküzlerin önünden yürür. Öküzler önlerinden yürüyen kişi takip ederek yürürler ve sabanı çekerler. Genellikle büyük taş, ağaç ve çalının etrafını dolanmak için öküzlerin önüne düşülür. Normal yerlerde öküzleri idare eden kişi aynı zamanda sabanı da idare eder. Evlek bitince sürme işine ara verilip tekrar bir evlek daha tohum ekilir. Tekrar evlek bitene kadar sürme işi devam eder. Bu iş sabahtan akşama kadar sürer. Akşam sürme işi bitmediyse saban tarlada saplı vaziyette birakılıp öküzlerle birlikte eve gelinir, ertesi günü devam edilir. Sürme işi bitiminde tarla tabanlanır. Kalın bir ağaç ortasından başka uzun bir ağaçla öküzlerin boyunduruğuna bağlanır. Sırayla tarlanın he tarafına gezdirilir. Tezekler kırılıp tohumların toprağa gömülmesi sağlanır. Tabanlama işinden sonra tarlaya sel çizgileri açılır. Sel çizgileri bir kaç çizgi yukarıdan aşağıya doğru yanperi açılır. Amaç çok yağmur yağarsa suyun bu çizgilerden akmasını sağlamak, toprağı ve ürünü selden kurtarmaktır.

            Buğdaydan sonra fiğler ekilir. Fiğlerinde evleğeğine ne kadar tohum atılacağı bellidir. Ekim işini yapan kişi bunu bilir. Fiğlerden sonra da arpalar ekilir. Eskiden arpa yerine bazen Gernik ekilirdi. Gerniğin diğer adı Kaplıca Buğdayıdır. Arpaya çok benzer. Kelle yapısı arpa gibi iki sıralıdır. Kapçuğu fazla olgunlaştığı zaman hemen soyulur. Buğdaydan biraz daha iridir. Hayvan yemi olarak tüketilir veya ızza bulguru yapılır. Normal bulgura göre biraz esmer olup daha lezzetli yemeği olur. Fazla yağ istemez. Şu an köyümüzde ekimi yapılmamaktadır. Mudurnu’nun bazı köylerinde ekilip bulguru satılmaktadır.

            Ekim işleri bitince herkler başlar. Nisan ayının sonundan Mayıs aynın ikinci haftasına kadar sürer. Herk yapılan tarla dinlenmiş olur. Ertesi yıl daha çok verim verir. Haziran ayında havalar yağmurlu gider, yağmur yeteri kadar toprağa işlerse herkler bir defa daha sürülür. Buna da ikileme denir. İkileme yapılırken tarlada epey ot bitmiştir. Tarla sürülünce bu otlar toprağa karışıp çürür ve gübre olur. Tarlanın verim gücü biraz daha artar.

Herkler de bitince yaylaya göç hazırlıklarına başlanır. Genellikle yaylaya Mayıs Ayının onundan sonra göçülür. Cuma namazından çıkınca köyün muhtarı ya da görevlendireceği bir kişi göç gününü yüksek sesle ilan eder. Göçten biri iki gün önce soğanlı peynirli pideler, arkasından tereyağlı gözlemeler yapılır. Taze yumurtalar kaynatılır. Yumurtalar beyazsa soğan kabuğu ile kaynatılarak kahverengi haline getirilir. Göç arabası düzülür. Arabanın altına arabanın önünden arkasına kadar 4-5 metre uzunluğunda arabanın altını kapatacak genişliğinde Göç Tahtası konur. İki tarafına kalın ağaç sırıklar, yandaki direklerin üzerne de önden arkaya serenler takılır. Alttaki sırıklara altlık, ön direklerden arka direklere doğru paralel olarak takılan sırıklara da seren denir. Arabanın altından serenlere doğru kılcanlar gerilir. Arabanın ön tarafına büyük bir çam tahtasından yapılmış sepet, arka tarafında da bir başka sepet konur. Öndeki sepetin adı Karkap Sepetidir. İçinde tava tencere, çanak çömlek kaşıklar, arkadaki sepette ise testere, balta, keser, çekiç kerpeten, keser gibi lazım olacak takımlar bulunur.  Bu sepetin adı Takım Sepetidir. Sepetin ön tarafına yoganlar, döşekler yerleştirilir. Yorgan döşeklerle karakap sepetinin arası boşluktur. Buraya Yatak denir. Kadınlar ve çocuklar bu yatakta giderler. Göç arabasının üzerine ortasından önden arkaya doğru bir sırık çekilir. Bu sırığın üzerine kilimler örtülür. Bu kilimler başka hiçbir yerde olmayan sadece Kızık Köyüne ait çakmaklı Kızık Kilimleridir. Beyaz, kırmızı, mavi, sarı ve yeşil renklidirler. Adeta bir renk cümbüşüdür. Köyümüzün bayrağıdır. Bu kilim nerede varsa orada bir Kızık’lı vardır. Göç gününden bir gün önce hazırlık tamamlanır. Ertesi günü sabahleyin erken kalkılır. Güney Mahalleliler Kaş’tan doğru giderler. Kaş mahallenin kuzey tarafında oldukça yüksek bir tepedir. Öküzler arabayı çıkarmakta zorlanırlar. Bir arabayı iki çift öküz çıkarabilir. Bir arabayı iki çift öküzle çekip çıkarmaya şıvgar denir. Arabalar şıvgarlı olarak  Kaş’a çıkarlar. Kaş Tepesinden güney tarafına bakarsan Kızık Köyü ayağının altına gelir. Aşağı Mahalle, Kuz Mahalle, Güney Mahalle gibi üç ana mahalleyi, Ören ve Karağaç gibi ara mahallleri de toptan görürsün. Kuzey tarafa bakarsan Gökçukur, Aladağ Suyu boyunda Karca Köyü, Oradan biraz daha sağa doğru bakarsan Sebanardı (Sığır Kuyruğu) köylerini görürsün. Bütün mahalle Kaş’a çıkınca hareket başlar. Doğuya doğru Oluklu, Yumrutaş geçildikten sonra Ziredalı’nda ahlatın yanında köyün diğer mahallerinden gelen göçlerle birleşilir. Bütün arabalar Kızık Kilimi ile örtülmüştür. Köyde Ziraat Korucularından başka hiç kimse kalmamıştır. Ziraat Korucularının görevi ekili dikili alanları başka köylerden gelip zarar veren hayvanlardan ve kişilerden korumaktır. Köyde hırsızlık yapılmasını önlemektir. Bu korucular gönüllülük esasına göre eksiltme ihalesiyle göçe yakın Cuma namazından çıkınca tüm köy huzurunda eksiltme ihalesiyle tutulur. İki bazen de üç kişi olur. Ahlatın yanında bu ziraat korucuları bohca yayarlar, her araba onlara pide gözleme verir. Toplanan bu yiyecekler onlara epey yeter. Göç arabaları bazen Olcaklarda, bazende Taşlıyayla (Yazı) da Koğul Kuyusunun yanında mola verir. Çoluk çocuk herkes bir araya gelirler. Herkes yeni elbiselerini giymiştir. Ortalık bir şenlik yeri gibidir. Yemekler yenir. Sohbetler edilir. Biribirini göremeyen eş dost hısım akraba hasret giderirler. Herkes mutlu olur. İki üç saat sonra öküzler arabalara koşulur. Hep birlikte yaylaya hareket edilir. Yassı dağa doğru giderken göçün karşısına yayladan gelen çocuklar çıkar. Buna göç karşılama denir. Çocuklara gözleme ve kaynatılmış yumurta verilir. Yol boyu bazı yoksul kişiler bohça yayalar. Bu kişilere de gözleme ve pide verilir. Değirmi çayıra gelindiğinde köyün sığırtmacı bohça yayar, sığırtmacın bohçasına da gözleme ve pide bırakılır. Köyün belli başlı sığırtmacı Akif Yaman’dı. Cemalettin ve Durmuş Yaman’ın babalarıydı. Herkesin sığırını bilirdi. Kaybolan sığır olduğu zaman en son gördüğü yeri ve nereye gidebileceğini söylerdi. Gideceği yeri de bilirdi. Uzun boylu ayağının birini yana ata ata yürürdü, Kaz bağırmasına benzer bir sesi vardı. Bağırdığı zaman kilometrelerce uzaktan duyulurdu. Yol ağzından çay kenarına gelindiğinde Jandarma karakoluna da gözleme ve pide verilir. Şimdiki köprünün başına varmadan sağda ahşap bir karakol binası vardı. Bu bina jandarma karakoluydu. Birkaç jandarma civar yayla ve köylerin asayişini sağlamak, kış aylarında yollarda mahsur kalan kişilere yardımcı olmak için bu binada kalırdı. Ulaşım vasıtalarının az, kar nedeniyle kapalı olan yollarda Bolu’dan Seben’e ve diğer köylere giden yolcular bazen mahsur kalırlar, jandarma yardıma koşardı. Çayın kenarında bütün arabalar birbirlerini bekler. Herkes tamam olunca hareket başlar. Yaylaya birlikte gelinirdi. Göç arabası boşaltılır eşyalar yerlerine yerleştirilir, Sofra kurulur, Mantı yemek adettendir. Yoğurtlu mantı ortaya konur, köyden getirilen haşlanmış yumurtalar, gözleme ve pideler yenirdi.   

Ertesi günü ve daha sonraki iki üç gün öküz arabaları ile ihtiyacı giderecek kadar odun taşınırdı. Odunların kuru olmasına dikkat edilir, hiçbir zaman kerestelik ağaçlar, taze fidanlar, yaş ağaçlar kesilmezdi. Herkes ormanı kendi malı gibi korurdu. Ormana zarar veren kişiler ayıplanırdı. Odun taşıma işi de bitince öküzler Karakilise (Karakirse)’ye öküzcülere katılırdı. Yayla göçünden önce eksiltme ihalesi ile öküzcüler tutulur, belirlenen fiyat öküz sayısı başına bölünür, öküz sahipleri hissesine düşen miktarı öküzcüye verirdi. Öküzcü göçün ertesi günü öküzleri gütme işine başlar, köye göçene kadar öküzleri Karakirse’de güderlerdi. Karakirse yaylanın güney doğusunda, 7-8 Km uzaklığında geniş bir otlakıyedir. Öküz o merada gezip otlar, akşam yatağına gelip başlarında öküzcüler olmak üzere orada yatar. Çok yağmurlu hava olursa öküzcüler öküzü yaylaya getirirler, herkes yağmurlar geçene kadar evinde bakar. Hava düzelince öküzcüler öküzleri toplayıp Karakirse’ye götürürlerdi.

Köyde koruculardan başka kimse kalmamıştır. Köylü artık yaylaya göçmüştür. Mayıs Aynın ortalarından Temmuz Ayının başına kadar yaylada kalınır.  Yaylada yapılması gereken işer yapılırdı.

 

 

 

 

 

 

 

 

Bookmark the permalink.

Comments are closed.